Çarkıfelek

15/12/2006 -Kategori: Bitki

          Bu çiçeğin adı Passiflora bizdeki adı ile Çarkıfelek..... Aslında tırmanıcılardan, yani bir tür sarmaşık. Son derece arsız, durmadan kessenizde eninde sonunda uzayıp gidiyor. Çok güzel çiçekleri var, çarkıfelek denmesinin nedeni dişi ve erkek organlarının saati andırması. Bu sarmaşığı ilk olarak Güney Amerikaya çıkan misyonerler görüyor ve dişi ve erkek organlarının duruşunu İsa'nın çarmıha gerilişine benzetip, bu çiçeği onların misyonerliğinin olumlu sonuçlanacağına dair bir işaret olarak kabul ediyorlar ve  kutsal ilan ediyorlar. Daha sonra Avrupaya oradan da bize kadar geliyor.

          İlaç sanayinde yatıştırıcı etkisi nedeniyle çok kullanılan hatta jenerik olarak Passiflora şurubuna adını veren bir  bitki. Kırmızı, iir dolgun meyveleri var, bunların bazı  ülkelerde meyve olarak tüketildiği de söylenmekte.

           Yetiştirmek çok kolay. İster birinin bahçesinde gördüğünüzde  şöyle  irice bir dalı dibinden kesip, suya koyun, yada yumuşak toprağa batırverin, isterseniz meyveleri olgunlaşınca tohumunu yere saçın, yada bitkinin sağında solunda yerde bitmiş yeni sürgünlerinden alıp ekin. Ama dikkatli olun, öyle arsızki, kökünden heryere yayılmak gibi bir özelliği var bu nedenle bahçenizde ekmek istediğiniz yere çok iyi karar vermelisiniz. Hem sarılıp, şık görüneceği hemde başka bitkileri  sararak rahatsız etmeyeceği bir yer olmalı.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

kış-bayram-yeniyıl

15/12/2006 -Kategori: Yasam

       Kış geliyor dedik ama bu yıl galiba kışın gelmeye niyeti yok. Ekimde bir kaç gün  soğuk oldu, yağmur yağdı ama sonra yeniden bir bahar döndü geldi. Bahçemdeki mürdüm eriği o kadar şaşırdı ki çiçek açtı, bu yıl mürdüm eriği yiyemeyeceğiz demektir....

       Kış gelirken herkese bir hüzündür çöker, aslında soğuk bizi evlere kapattığı, giysiler kalınlaştığı, sıcak ilişkilerin arasına soğuk girdiği için  hüzünlenmekteyiz. Birde şöyle düşünsek soğuk bize ısınmak için fırsat yarattı, bahara dinlenmiş girmek için bir tembellik mevsimidir kış, eh tadını çıkarmak gerekir. Kestane  kızartalım soba üstünde, mısır patlatalım tencerede, sonrada sıcak yorganın altına girip üşüyen burnumuzla tadını çıkaralım tembelliğin.....

        Bahçesi olanlar için de  bir dinlenme mevsimidir kış ama  yinede  bahçe çok tembelliği sevmez. Dökülen yapraklar  toplanmak ister,  toprak şöyle bir yalandan kabartılıp gübrelenmek ister, ağaçlar altları açılsın, gübreleri verilsin, kökleri kış yağışlarını daha iyi alsın ister. Bahçe bu ihmale gelmez, evin  en küçük, en kıymetlisi gibi hep göz üzerinde olsun ister.....Sonra daha bahar bile gelmeden size  bu çıplak manolya gibi  şımartmanızın karşılığını verir, kışın bitmesine az kala sıcacık eflatun çiçeklerle teşekkür eder.....

        Kışın soğuğunda, evinizin sıcağında mutlu bayramlar ve iyi bir yıl dilekleriyle........

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Eşimin Keyifli Bir Anı

26/10/2006 -Kategori: Yasam

     Yıllardır çiçeklerle uğraşır dururum. Apartman dairesinde oturduğumuz dönemlerde saksı sayım 50-60 ı bulunca eşim söylenmeye başlardı çiçeklerle daha uzun süre ilgilendiğim için. Bahçeli bir evimiz olunca o günlerin kıymetini anlamaya başladı. Aslında  son derece  yardımcı ve destekleyici biridir. Bahçemi yaparken de manevi desteğini hiç esirgememiştir benden, hatta ikinci yılımızda  çok yorulduğumu görünce çimin biçilme işini de tamamen üzerine almıştır.

      Nerden çıktı şimdi Türker'i, eşini anlatmak diyebilirsiniz. Aslında aklımda yoktu, çünkü bu sayfa  bahçe, çiçek üzerine tasarlanmıştı. Ama kendisi sayfamı görünce "neden ben yokum?" diye sordu. Küçük bir kıskançlık sezdim o an, sonra düşündüm aslında bahçeme, çiçeklerime çok emek vermiştim ve bu sayfayı sırf onları paylaşmak için oluşturmuştum ama  bu işleri yaparken desteği hep eşimden görmüştüm. Haksız değildi hani! Bu nedenle sizlere onu tanıtmak istedim. Bahçemizin ilk yıllarında bir mayıs günü sabahın tadını çıkartırken görmektesiniz onu. Önceleri sardunya ile gülü bile karıştırırdı ama şimdi epey yol katetti, çoğu bitkinin, ağacın adını öğrendi, meyveleri tanımaya başladı ve  inanın bir çim uzmanı oldu çıktı....

      Doğada herşey bir bütünün parçası. İlk yıllar bahçede tek bir kuş bile yoktu, bahçe geliştikçe önce karıncalara yuva oldu, sonra kuşlara, kirpilere. Meyveler çoğaldı, pazara gitmez olduk. Tüm bereketini sundu bize.Eşimin bilmediği tek şey var, tıpkı doğa gibi geliştikçe güzelleşiyor yaşamımız. 

Hayatımdaki neşe, güç, sevinç ve herşey o olduğu için var, tıpkı bahçede yaşam olduğu için kuşların, karıncaların, kirpilerin olması gibi.... O olmasa bahçedeki çiçeklerin de anlamı kalmayacak. Tadını birlikte çıkaracak, paylaşacak sevdiğim olmadıktan sonra bahçe çiçek açmış ne yazar? Sanırım bilmesi gereken tek şey de bu.....

 

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Lale Yetiştirmek

19/10/2006 -Kategori: Bitki

        Sonbahar geldi, artık çoğumuz renklerin solup gideceğini taa mayısa kadar bahçelerde renk ve çiçek göremiyeceğmizi düşünüyoruz. Ama aslında şubat sonu mart başı özellikle yaşadığımız Denizli de baş veren sümbülleri, laleleri, nergiz ve  çiğdemleri mart sonu nisan ayında çiçekli görebiliriz. Bunun için tek yapmamız gereken şu günlerde piyasada, büyük marketlerde görebileceğiniz çiçek soğanlarından almak ve kasım sonuna kadar ekmektir....

      Aldığınız soğan sümbül, lale, nergis yada çiğdem olabilir. Ama ekim kuralı aynıdı. Her soğanı sivri ucu yukarı gelecek şekilde, kendi büyüklüğünün iki yada üç katı derinliğe, iyi işlenmiş yumuşak nemli toprağa ekeceksiniz. Üzerini sadece toprakla kapatıp bastırmayacaksınız. Eğer elinizde varsa  en üste bir miktar hayvan gübresi dökebilirsiniz yada hazır sulandırılarak kullanılan çiçek besinleri ile destekleyebilirsiniz. Deneyimlerime göre çok da şart değil, kendinizi  strese sokmayın!!!

 

  

 

        Şubat sonu mart başı gibi, havalarada bağlı olarak  baş vermeye başlayacaklarıdır. Arada don olursa korkmayın çünkü bunlar soğuk seven soğanlar, kolay kolay birşey olmaz....Ektiğiniz  soğanın cinsine göre nisan ortasından mayıs başına kadar baharın serin günlerinde  bahçeye baktığınızda renkli güzellikler görebileceksiniz.

 

      Sümbülleri isterseniz evde erkenden çiçeklendirebilirsiniz. Bunun için  öreneğin 10 cm derinliğinde 12-13 cm çapında bir saksıya iki yada üç adet sümbül soğanını, birbirine değmeden, sivri olan üst kısımları 1cm toprak üstünde kalacak kadar Kasım ayında gömün. Daha sonra sulayıp, karanlık ve serin bir yerde 6-8 hafta bırakın. Arada bir toprağın kurumadığından emin olmak için kontrol edin, kuruyorsa nemlenecek kadar su verin.  Bu sürenin sonunda beyaz-sarı renkli baş verdiklerini göreceksiniz. Filiz boyu 4-6 cm oluduğunda evin içinde ışık alan, ve görebileceğiniz bir yere çıkarın, bir ay içinde hızla büyüdüğünü ve ocak ayında sümbüllerinizin açtığını göreceksiniz......

        Güle güle büyütün......

 

       



Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

İstanbul Lalesi

19/10/2006 -Kategori: Bitki

Bu yazının kaynağı: http://www.bazaarturkey.com/press/istanbul-lalesi.htm

Foroğraf Melike Şahiner bahçesinden alınmıştır.

İstanbul allesinin formu buradaki laleye çok benzemekle birlikte cinsi ve rengi farklıdır.....

 

Istanbul Lalesi 150 yıl sonra geri dönüyor 

Ersin KALKAN

 

Avrupa lalelerinden çok farlı bir bitkiydi İstanbul Lalesi. Çiçeği badem şeklinde, çiçek yaprakçıkları hançere benzeyen, uçları da tığa benzeyecek şekilde ince ve sivriydi. Farklı renklerden tam 1588 çeşidi vardı.

 

19. yy’da ortadan kayboldu. 150 yıl sonra İstanbul Üniversitesi botanikçileri ve Büyükşehir Belediyesi’nin 2 milyon dolarlık projesiyle geri dönüyor. Geriye kalan üç akrabasının genetik yapıları birleştirilerek yeniden İstanbul Lalesi üretilecek. Dört yıl sonra tekrar doğduğu kentte çiçek açacak.

 

Tam dört yıldır İstanbul Lalesi’nin peşindeydim. Türkiye’nin Rekabet Avantajları Topluluğu’nun bünyesinde yer alan turizm grubunun dışa kapalı portalı http://groups.yahoo.com/group/Sultanahmet ’da bir yazı yazarak ‘150 yıldır ortalarda gözükmeyen İstanbul Lalesi’ni bulamaz mıyız’ diye sormuştum. Grup moderatörlerinden Nurdoğan Şengüler, bu konuda bir kampanya başlattı. Türkiye’nin hemen tüm ziraat fakülteleri ve soğanlı bitki yetiştiricilerinden gelen mesajlar artık umudun kalmadığını gösteriyordu.

 

İstanbul’un lalesi sanki yer yarılıp da içine girmişti. Oysa 1681 ile 1726 yılları arasında kayda geçirilen ‘Defter-i Lalezar-ı İstanbul’da tam 1108 lale çeşidinden söz ediliyor, 1764 tarihli ‘Ferah-engiz’ isimli risalede ise bu sayı 1588’e kadar çıkıyordu. Türkiye’deki botanik çevrelerine göre, bunlardan geriye bir tane bile kalmamıştı. Bir zamanlar laleyi Osmanlı’dan alan Hollanda’dan geliyordu artık lale soğanları.

 

Halbuki 17. yüzyılda Osmanlı’da önce ‘Ser Şükufeciyan-ı Hassa’ diye adlandırılan Çiçekçibaşılık kurumu, sonra da ‘Çiçek Encümen-i Danişi’ yani Çiçek Akademisi kurulmuştu. Edirne’den Mardin’e kadar birçok şehirde lale bahçeleri vardı. Lale merakı öyle yoğundu ki imparatorluk lale fiyatlarına narh koymak zorunda kalmıştı. 1725 tarihli lale narhı listesinde en pahalı lale 200 kuruşla Nize-i Rummani’ydi. Bu, 30 Cumhuriyet Altını, yani 3 bin 750 YTL demekti. 1588 lalenin ismini ezberden söyleyecek, ayrıca gülün, zerrinin, şakayıkın binbir çeşidi hakkında üç gün üç gece boyunca meseller anlatacak kişiler yaşardı bu topraklarda. Bu göz kamaştıran kültürün tümü buharlaşıp uçmuş muydu?

 

Tam pes edecektim, artık İstanbul Lalesi’nin peşini bırakmak üzereydim. Süleymaniye’yi turladığım bir gün Botanik Bahçesi’ne uğradım. Yard. Doç. Dr. Erdal Üzen’le tanıştım. ‘Hocam’ dedim, ‘gönlümde bir sızı var, dindirecek merhem bulamadım.’ Nedir, diye sordu. ‘O sızının adı İstanbul Lalesi’dir’ dedim. Gülümsedi, kısa süren bir sessizlik oldu. ‘O merhem bendedir, bu bahçededir. Evet adı İstanbul Lalesi’dir. Ama lalenin kendisi değil yakın akrabasıdır’ diye cevap verdi. Aldı beni ve bahçenin bir köşesine götürdü. Rengarenk kardelenlerin arasından filizlenmiş bir nebatı gösterdi. ‘İşte bu’ dedi. Ama açmasına üç hafta vardı. Bekledim. Ben uzaklarda başka bir görevdeyken Hoca beni aradı ve müjdeyi verdi. Son demlerine yetiştik. Fotoğrafladık.

 

GENETİK ÇALIŞMA BAŞLADI

 

Erdal Üzen, İstanbul Lalesi’nin kendisinin yeniden hayat bulması için iki yıllık bir gen araştırmasının gerektiğini söyledi. Ama, bu araştırma için üniversitenin imkanları yeterli değildi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’la görüştük, durumu aktardık. Topbaş, bu araştırmanın bir İstanbul projesi olduğunu, Büyükşehir’in kaynağı bulacağını söyledi. İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mesut Parlak’ı ziyaret ettiğinde, bu niyetini aktardı. Büyükşehir Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürü İhsan Şimşek, üniversite yıllarında eğitim için geldiği Botanik Bahçesi’ni ziyaret ederek projenin ön hazırlıklarına başladı.

 

Projenin ilk aşamasında, başta Osmanlı Lalesi olmak üzere üç tür lale üzerinde genetik inceleme yapılacak. İstanbul Lalesi soyunun genetik özelliklerini taşıyan soğan elde edildikten sonra, uygun bir alan bulunarak soğan çoğaltma işlemine geçilecek. Yeterli üretime ulaşınca İstanbul’un park ve bahçelerine dikilecek, dünyaya satışına başlanacak. Bütün bu sürecin dört yılda, 2 milyon dolar harcamayla gerçekleştirilmesi planlanıyor.

 

Belediye bugüne kadar eldeki soğanlarla İstanbul’u lalelere bezemeyi sürdürecek. Şimşek, bu sene İstanbul’da 550 bin lale soğanı ekildiğini söyledi. Daha önceki yıllarda 125 bin lale soğanı ekilirmiş. Şimşek, İstanbul’a yakışır bir botanik bahçesi kurmayı planlıyor. Şimşek, bu projeyi İstanbul Üniversitesi Botanik Bahçesi’yle Büyükşehir’in birlikte gerçekleştireceğini söylüyor.

 

SÜLEYMANİYE’DEKİ GİZLİ BAHÇE

 

İstanbul’da Süleymaniye sırtlarında, Süleymaniye Camii’nin bahçesindeki binada Türkiye’nin en önemli hazinelerinden biri saklanıyor. İçinde bin Kaşıkçı Elması’na bedel bitkiler var. Bir kısmı geçmişte, Türkiye’nin dağlarını, kırlarını şenlendiren çiçeklerdi. Şimdi artık mumla arasanız yoklar. Mesela, yarım asır önce Kadıköy’ün kırlarında yetişen Kalkedon Çiğdemi’nin son 14 örneği burada.

 

İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Botanik Ana Bilimdalı’na bağlı botanik bahçesinde sadece Türkiye’de yetişen (endemik) bitki hazinesinden geri kalanlar yaşatılıyor. Bahçede ayrıca dünyanın her yanından gelen nadide bitkiler de var: Borneo’dan Fil Kulağı, Brezilya’dan Ananas, Guatamala’dan Kuğu Çiçeği, Himalaya Dağları’ndan Kokulu Hindistan Sediri, Malezya’dan Demir Ağacı, Japonya’dan Kafur, Angola’dan Kahve Ağacı, Kuzey Amerika’dan Lale Ağacı, böceklerle beslenen çiçekler, zehirli bitkiler. Enstitü binlerce tür tohumdan oluşan dev bir arşive de sahip.

 

Botanik Bahçesi’nin kurucusu Hitler’in zulmünden kaçıp, Türkiye’ye sığınan Alman bilim adamları. Botanikçi Prof. Dr. A. Heilbronn, Prof. Dr. Leo Brauner, Zoolog Prof. Dr. Andre Naville 1933’te İstanbul’a gelip Biyoloji Enstitüleri’nde ders vermeye başladı. Ertesi yıl Süleymaniye Camii’nin bahçesinde enstitü binası kurulurken Prof. Dr. Heilbronn’un önderliğinde bir botanik bahçesi yapımına girişildi. Alman bahçe uzmanı Walter Stephan’ın yardımıyla bahçe 1936’da açılışa hazırlandı. Heilbronn’un altı bölümlü bahçe düzenlemesi bugün de korunuyor: Sistematik Bölüm, Taş Bahçe, Tıbbi Bitkiler bölümü, Türkiye Bitkileri, Deney Parselleri ve Arboretum. 127 familyadan 400 ağaç ve çalı ile yaklaşık 3500 otsu bitki parsellere yerleşmiş. Seralarda, bahçede sabit veya saksıya alınmış 2500 bitki, Hamburg Üniversitesi Botanik Bahçesi’nden bağışlanan tropik ve subtropik bitkiler de buna eklenince hazinenin toplamı 5000 bitkiyi buluyor. Bahçede ayrıca 23 havuz var.

 

Türkiye’de 4 Yunanistan’da 18 botanik bahçesi var

 

İstanbul Üniversitesi Botanik Bahçesi, Türkiye’de resmi konumda çalışmalar yapan botanik bahçelerinin en eskisi ve bitki varlığı açısından en zengini. Ankara, İzmir ve Adana’da üç botanik bahçesi daha var. Botanik Bahçesi Müdürü Yard. Doç. Dr. Erdal Üzen, Türkiye’nin tüm endemiklerini toplayacak büyük bir bahçe kurmak için acele edilmesi gerektiğini savunuyor: ‘Fauna ve flora açısından fakir, endemikler açısından sıfıra yakın bir ülke olan komşumuz Yunanistan’da tam 18 botanik bahçesi olduğunu düşünecek olursak, bu konuda ne denli geri kaldığımızı anlarız.’

 

 

 

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Bir Bahçe Kurmak İçin Önsöz

18/10/2006 -Kategori: Bitki

Bir kitap yazmak istedim bahçe kurmak için, en kolayı önsözü yazmaktı, üstelikde daha son sözü söylemeden. Aşağıda bahçe kurmak isteyenler için o önsözü bulacaksınız. Darısı son sözün başına......

 

ÖNSÖZ

Bir kitaba önsöz yazmak en kolay işmiş. Ben önsözü son sözü yazmadan bitiriverdim. Nerden başlasam diye düşünürken günler akıp geçti ve şimdi bodozlama dalıvermek gerekiyor konunun içine. Bir bahçe yaparken ilk karar verilmesi gereken şeylerden biri bu işi gerçekten seviyor musunuz ve ellerinizi kirletmeye hazır mısınız sorusunu yanıtlayabilmektir. Hoş bu kitabı elinize aldıysanız bile bu sorunun az çok cevabını vermişsiniz demektir ve  ikinci soruya geçebilirsiniz. Nasıl bir bahçe istiyorum?

Ben bahçemle uğraşırken ve bahçeleri gezerken bir şeyin farkına vardım. Bahçeler sahiplerinin yada kendilerine bakım yapan kişilerin aynasıdır. Dışa dönük, herkesle dost ahbap kişilerin bahçeleri de kendileri gibi renkli yaz çiçekleri , dağınık formlu çalılar, yayvan açılımlı ağaçlarla doludur, daha sakin, düzeni seven, şekilselliğe önem veren insanların bahçeleri tertipli, simetrinin hakim olduğu, koni biçimli ağaçlardan, herdem yeşil çalılardan, gül gibi çiçekli ama ağırbaşlı bitkilerden oluşan bahçelerdir. Dikkat ederseniz etrafınızdaki bahçelerde tek elden bakılanlarla, apartman bahçeleri gibi çok kişinin etkisi altındaki bahçelerde farklıdır. Apartman bahçeleri bana hep yanlız , tek edilmiş gelir. Ne kadar bakımlı olursa olsunlar, bu bahçelerde hemen herkesin dediğine uyabilmek için bir ürkeklik, bir yeknesaklık sezilir. Oysa çoğu mustakil evin bahçesi sahibinin keyfini yansıtır. Bir de profesyonellerin bahçeleri vardır; bu bahçeler sahibinin isteği doğrultusunda peyzaj mimarları ve / veya tecrübeli bahçevanlarca bakılırlar. Bu bahçeler kurallara uygun, mükemmel denecek görüntüde bahçelerdir ama bana yine sıradan gelirler, çünkü güzel mankenlerin giydiği nefis elbiselere benzerler, modacı yaratıcılığını kullanmıştır, mankende o güzelim hatları ile taşımıştır o nefis giysiyi ama siz, herhangi bir insan, o giysiyi giydiğinde bir türlü aynı etki yaratılamaz. Bence profesyonel bahçeler böyledir, seyirlik ve alkışlıktır.

Evet, nasıl bir bahçe istiyorsunuz? Matematiksel mi, sıradan mı, yaz bahçesi mi, kış bahçesi mi, renkli mi, yeşil hakim mi, aydınlık mı, loş mu, dağınık mı, derli toplu mu, kır havasında mı yoksa saray bahçesi tarzında mı,.......soruları çoğatmak, ,içinden çıkılmaz hale getirmek mümkün. Aslında söylemek istediğim, hazırlayacağınız bahçeyi herşeyden önce hayal edebilmelisiniz, gözlerinizi kapadığınızda bahçenizin, yaz, bahar, kış dönemlerindeki görüntüsü gözünüzün önüne gelmeli, ondan sonra  hazırlıklara başlayabilirsiniz. Bazıları özellik bu işi meslek edinmiş kişiler sıralı kurallar koyarlar bir bahçe yapmada. Kurallar gerçekten önemlidir, yapılacak işlerin sırası da öyle fakat şunu da göz ardı etmemek gerekir, bir bahçe yaparken özgür hissetmelidir insan kendini ve birazda bahçenin ve doğanın öğreticiliğine bırakmalıdır kendisini. Böylece hep sürprizlerle dolu, sizi aşan, sizi eğiten ve her an şaşırtabilen bir bahçeniz olabilir.

          Bundan sonrası en zor bölüm, bırakalım zamana herşeyi, belki yakında yeni yazılarda sırası ile bulacaksınız bahçe kurmanın sırlarını, çiçeklerin bakımını ve merak ettiğiniz soruların cevaplarını, kimbilir........

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Bahçem İle Bir Başlangıç

18/10/2006 -Kategori: Bitki

Çocukluğumdan beri doğayı, çiçekleri, ağaçları ve toprağı hep sevmişimdir. Bunda anne ve babamın etkisi çoktur. Annem evde daima saksıları olan, yazlıkta sarmaşıklar, saksıda yaz çiçekleri yetiştiren biriydi. Ve babam işi gereği gittiği her tepeden, her dağdan çiçek toplayıp kurutan, onlardan yoğun işine rağmen tablolar yapan biriydi. Çiçek tabloları yapmayı bana da öğretmişti. Ortaokulda odamın duvarlarına  popstarların resimleri yerine kuru çiçek arajmanları asardım. Üniversite sınav tercihlerime peyzaj mimarisini de yazdım ama bizim zamanımızda peyzaj mimarisi pek favori bir bölüm değildi. Sonra aradan zaman geçti kendi evim oldu, ilk evim Samsundaydı ve Samsunda çiçek yetiştirmek çok kolaydı. Küçük bir tohumu bir çerçeveye sıkıştırsanız bir hafta sonra yeşerirdi. İlk hevesimi evde saksı çiçekleri yetiştirerek aldım, eşim bazen şikayetçi olurdu, evdeki saksılardan kendisine yer kalmayacağını söylerdi ve 60-70 saksının bakımı da kolay değildi! Bu dönemde annemler Kırıkkale’de bir bağı hobi olarak işlemeye başladıkları için biraraya geldikçe sera geziyor ve bahçecilik üzerine sohbet ediyorduk. Zaman hızla akıp geçti ve 37 yaşında bahçeli bir eve geçtim. Bu arada annemlerin bağı cennet olmuştu ve ben daha yeni evimize taşınmadan bahçeye neler yapacağımı düşünüyordum. 200 m2  bahçeye 200 çeşit bitki planım vardı!!!

Daha eve taşınmadan çamlar, çalılar diktim bahçeye, duvar kenarlarına mazıdan sınır yaptım, her metre karesi ile kendim uğraştım. Bugün 200 m2 üzerinde 150 adetten  fazla 100 çeşit bitkim var. Yemyeşil, keyifli, dostlarla dolan taşan bir bahçeye sahibim. Evimizin yanındaki belediyenin 250 m2  yeşil alnını da yeşillendirmeyi üstlendim. 40 adet ağaç, 20 kadar çalı ve dayanıklı çiçeklerle yavaş yavaş şekillenmeye başladı orası da.

Tüm bu yıllar boyunca bahçeyle ilgili ne buldumsa okumaya çalıştım, köylülerden öğrendiklerimi not aldım, bahçevanları yakaladıkça sordum, ve internette inanılmaz siteler bularak bilgimi arttırdım. Ama bu çok yorucu ve hobi için uğraştığınız bir bahçede insana zaman kaybettirici bir yoldu. Elimin altında  kolay anlayabileceğim, kolayca uygulayabileceğim bir kaynak olmasını isterdim. Oysa Türkiye de ziraat fakülteleri ders kitapları, asistan tezleri, Tarım bakanlığı el broşürleri ve 3-4 tane salon süs bitkisini anlatan kitaptan  başka kayda değer bahçecilikle ilgili kaynak yoktu. Bir gün eşim yurtdışından “Gardening Through Year” adında bir kitap getirdi ve bu kitabı aldığı kitapçıda buna benzer yüzlerce kitap olduğunu söyledi. 39 yaşında Londra’ya kısa bir ziyarette bu kitapçıları gezme fırsatım oldu ve gözlerime inanamadım. O gün, hobi olarak bahçecilikle ilgilenen insanlar için türkçe bir kitap yazmaya karar verdim. Ama kitap yazmak kolay iş değil, birikim gerekli, araştırmak gerekli. Tam bu sıralarada Hümeyra Hanımın web sayfasını keşfettim (bkz. bağlantılar gizlibahçe), düşündüğüm pek çok şeyi bir web sayfasına aktarmaktaydı. Bende bu blog sayfasını hazırlamaya başladım. Bu yanlızca bir başlangıç, nereden başladığını bilmediğim ve neyreye gideceğini de kestiremediğim bir başlangıç...Bahçem, bitkilerim ve yaşamım ile birlikte büyüsün istediğim bir başlangıç......

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Zeynep İçin (1992-2006)

17/10/2006 -Kategori: Yasam

Yaşam sürprizlerle dolu, tıpkı doğa gibi...Biran herşey günlük güneşlikken, daha ne olduğunu bile anlamadan birden karlar yağıyor. Mevsimler diye ad koyuyoruz değişimlere ama bu sadece bir yanılsama...Her an hergün değişiyor doğa, onunda anı anına uymuyor tıpkı bizim yaşamlarmız gibi....

Bugün sabah kalkıyoruz günlük güneşlik, planlar yapıyoruz, işlere koyuluyoruz... Sonra nerden estiği belli olmayan bir rüzgar çıkıyor hafiften, bir iki bulut derken, bir fırtınadır kopuyor önünde duramadığımız....

                                                                                                                                                                          

Bu güzel çiçeğin adı "Leocojium", inci çiçeği diyenlerde var. Her yıl nisan gibi açar, biray kadar çiçekli kalır. Boynu bükük, hüzünlü bir çiçektir ama bir o kadarda zariftir. Sanki bilir ömrünün kısa olduğunu, ama zarafetinden, güzelliğinden , neşesinden ödün vermez. o kısacık ömrünü doyasıya yaşar bahar güneşinin altında...Ben  bu yıl  bu güzel çiçeğe "Zeynep" adını koydum. Tıpkı bu çiçek gibi ömrü kısa ama zarafeti, neşesi, sevgisi sonsuz olan bir çocuktu. Ömrünün kısalığını bilse de bahar güneşinin tadını çıkararak yaşadı. Anne ve babasına gurur verdi, tıpkı inci çiçeği gibi...Şimdi ondan geriye anılar kaldı, birde her yıl onu bize geri getirecek, hatırlatacak, bahar güneşi ile açacak  "Zeynep" çiçeği..... (13 ekim 2006)

 

Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Bahçemden çiçekler.....

3/10/2006 -Kategori: Bitki


 


 


 


 




 


 


 

 


 




 



Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Güller

2/10/2006 -Kategori: Resim

 
Gülün yeryüzündeki ilk çiçeklerden olduğu söylenir. İlk midir bilemem ama zerafeti, narinliği, narinliğe rağmen güçlü, dayanıklı oluşu ile diğerlerinden hemen ayrılır. Bu sayfadakiler benim bahçemin gülleri.....





Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
« Önceki - Sonraki »

Bahçe,Doğa ve Yaşam

Son Yazılarım

Arkadaşlarım

Kategorilerim

Bağlantılarım

Designed by In Obscuro