Mitoloji ve çiçekler

2006-02-23 09:40:00

 

 HER ÇİÇEĞİN BİR HİKAYESİ VAR

 

 

Çocukluğumdan beri doğayı, çiçekleri, ağaçları ve toprağı hep sevmişimdir. Bunda anne ve babamın etkisi çoktur. Onların  bahçe, toprak sevgisi bana da bulaştı. Toprakla, çiçeklerle, bahçeyle  uğraşmak gerçekten bir sevgi işidir çünkü bu işle uğraşmak için önce ellerinizi kirletmeye hazır olmanız, daha sonrada sabırlı olmanız gerekir.            Doğanın içinde kendine bir yer ararken insan birden  çok engin bir koleksiyonun ortasında buluyor kendini. Her bitkinin ayrı bir özelliği, bir ailesi olduğunu öğreniyorsunuz önce. Sonra türü, cinsi derken her birinin bir hikayesi olduğunu keşfediyorsunuz. Her hikaye aslında, doğanın parçası olan ama bunu bazen unutabilen, insanın doğa ile kendisi arasında bir bağ kurmaya çalışmasından kaynaklanıyor. Doğaya ait hikayeleri dinlerken sizin için yeni olan bu bilginin yüzyıllardır her kültür, her kavim, her krallık ve imparatorluk için aynı olduğunu, farklı ifadelere rağmen ortak bir dili konuşabileceğinizi anlıyorsunuz.

Kendilerini doğanın bir parçası olarak gören Kızılderililer için her doğa olayı aslında büyük bir düzenin içindeki hayatın ta kendisi. Kış rüzgarları esiyor çünkü doğanın kırılmış dalları, kurumuş yaprakları temizlemesi, ağaçları budayıp, toprağı dinlendirmesi gerekiyor; bahar geliyor çünkü uyanma zamanı, yağmurlarla yıkanma, temizlenme, silkinme zamanı…

Yunanlılar için doğa Olimpus dağının tepesinde yaşayan tanrı ve tanrıçaların idare ettiği bir düzen. Rüzgarın, suyun, ateşin, güneşin (…) tanrıları, tanrıçaları kendi insani(!) ilişkileri içinde doğa olaylarını şekillendiriyor, insanlara da bunun içinde yer alma lütfunu bağışlıyor.

Tek tanrılı dinlerde doğa tanrının varlığının bir yansıması. Tanrı her şeyin sahibi ve doğadaki düzenin yaratıcısı. Bu düzen dikkatle bakıldığında akıllara durgunluk veriyor. Ve insan yine kendisi ile doğa arasında sağlam bir ilişki kurmak istiyor, hikayeler yaratıyor……

Hangi kaynaktan gelirse gelsin bu hikayeler tarih boyunca dilden dile yurt, ırk , din dinlemeden anlatılıp gelmiş ve her dilde kendi yerini almış. Ortak olan özellikleri ise  aşkın her türlüsünü ölümsüz kılmaya çalışmaları olmuş…..

Bakalım bu aşklar ölümsüzleşirken neler anlatmışlar, doğaya hangi işareti bırakmışlar….

 

Manisa Lalesi

Ölümlü  Adonis ile aşk tanrıçası Afrodit birbirlerine aşıktır. Adonis bir gün avlanırken, Afrodit’in eski sevgilisi olan ve bir ölümlüye olan aşkından dolayı Afrodit’i  kıskanan, savaş tanrısı Ares tarafından  ormanda vurulur. Afrodit yetişine kadar Adonis ölür. Afrodit bir törenle sevgilisinin vücudunu kokular ile ovar ve onu ölüler diyarına götürmek üzere kucaklar, bu sırada Adonis’in  kan damlaları ile  kokular birbirine karışır ve  yeryüzüne dökülerek birer çiçeğe dönüşürler. Bu çiçeğe Adonis ile Afroditin aşkı anısına Anemon denir.



İris -Mezarlık Zambağı-

            Zeus ve Hera’nın habercisi olan  gökkuşağı tanrıçası İris  cennetten aldığı haberleri gökkuşağından geçerek dünyaya taşımaktadır ve latincede adı “cennetin gözü” anlamındadır.  İris çiçeği taşıdığı renkler ve çizgiler nedeni ile adını bu tanrıçadan alır. Göz bebeğimize de iris denir ve  bu nedenle  eski yunanda her insanın cennetten bir parça taşıdığına inanılırmış


Narcissus

Narcissus inanılmaz güzellikte bir delikanlıdır. Annesi ona eğer kendi güzelliğine bakmaz ise uzun bir ömür  yaşayabileceğini söyler. Ama Narcissus annesini sözünü dinlemez ve nehirdeki aksine bakar, bu akse aşık olur ve onu yakalamak için suya eğilir, dengesini kaybederek  düşer ve boğulur. Öldüğü yerde bir çiçek biter. Bu çiçeğin adı boynu bükük, yere bakan Nergis dir.

 

 

Sümbül

Hyacinthus Spartalı yakışıklı bir gençtir. Bu gence hem Güneş tanrısı Apolla hemde batı rüzgarının tanrısı Zefirus aşık olurlar. Onun dikkatini çekmeye çalışırlarken bir disk atma yarışı düzenlerler. Yarış sırasında bir rivayete göre Apollo yanlışlıkla genci vurur ve genç ölür bir rivayete göre de Zefirus kıskançlık nedeni ile  hafif bir  rüzgar çıkararak  Apollon’un diskinin yolunu kaydırarak genci öldürür. İşte Sümbül adını bu gençten alır.

 

 

 

Ağlayan gelin

Hakkari'nin Cilo Dağları'nda yetişen "Ters Lale", dünyanın en nadide çiçeklerinden biridir. Ağlayan gelin diye de anılan bu çiçeğin ismi temelde dinsel bir temaya dayanır. Hıristiyan aleminde var olan bir inanışa göre; İsa çarmıha gerilmeye giderken geçtiği yoldaki  tüm çiçekler saygı ile eğilmişler, bir tek Ters Lale  dik durmuş, ama İsa’nın ona bakışları ve onun çarmıha gerilişi bu çiçeği o kadar utandırmış ki başını eğip, o gün bu gündür ağlarmış. O nedenle bunu çiçeği Hıristiyanlar kutsal sayıyorlar. Ayrıca geçmişte Hakkari Bölgesi'nde yaşayan Asuri'ler inde her sabah göbeğinden su yaydığı için 'Ağlayan lale' adını verdiği ve bu yüzden kutsal saydığı "Ters Lale", günümüzde de çok değerli ve koruma altına alınmış durumda.(Fritillaria İmperialis , ‘Kejan lalesi’ halk arasında ise Ağlayan Gelin, Kerbela ve Kral lalesi olarak da bilinmektedir.)

Lale

Şirin’in aşkından çöllere düşen Ferhat kırılan kalbi ile dolaşırken gözyaşları çöle dökülür ve her damla kum tanelerinde kırmızı bir çiçeğe dönüşür. Bu çiçeğe lale denir. Lale Anadolu’dan köken alan yüzyıllar boyu bahçelerin baş tacı olmuş bir çiçektir. Osmanlıda bir döneme ismini vermiş, daha sonra Osmanlının çöküşü ile Anadolu’da unutulup, Hollanda da yeniden doğmuştur. İlginç olansa bugün Hollanda’nın sahiplendiği bu Anadolu çiçeği o yıllardaki kıymeti nedeni ile oralara padişahların hediyesi olarak gitmiştir.

Rose

Gül çiçeklerin kraliçesidir.Yunan mitolojisine göre  Chloris adlı çiçek tanrıçası tarafından yaratılmıştır.  Chloris birgün ormanda ölü bir orman perisi bulur ve onu bir çiçeğe çevirir. Aşk tanrııçası Afroditi, şarap tanrısı Dionysus’u bu çiçeğe birer hediye vermek üzere davet eder. Hediye  olarak Afrodit çiçeğe güzellik, Dionysus ise   güzel ve hoş kokması için bir nektar verir. Batı rüzgarı tanrısı  Zephirus bulutları uzaklaştırır, güneş tanrısı Apollo parlayarak çiçeğin açmasını sağlar. Ve böylece “çiçeklerin kraliçesi” gül doğmuş olur.


Doğadaki çiçeklerin hikayeleri insanlık tarihi kadar eski. Her çiçek için aynı anlamı taşıyan ama kültüre göre değişen bir hikaye bulmak mümkün. Burada yalnızca bir kaçını duyabildik, diğerleri belki daha sonra….Güneşli, çiçekli, hikayeleri çiçeklerle biten   barış dolu bir doğa dileği ile…


 

Dr. Melike Şahiner

 

 

 

2647
0
0
Yorum Yaz