Yeniden burada...
18/9/2008 -Kategori: Yasam
Neredeyse bir yıldır blog sayfama hiçbirşey yazmamışım ama mazeretim vardı! Son yazımı yazıp bitirdikten bir süre sonra ailecek hayatımızda bir değişiklik yapma kararı aldık. 14 yıldır yaşadığımız şehirden, üniversiteden, dostlardan, evimizden-bahçemizden ayrılıp bir başka şehre yerleşmek! İnsanlık için küçük ama bizim için büyük bir adım dı!!!
Uzun zorlu bir süreç oldu bu değişim. Bazen yıldık bile, bazense zorluklarla kamçılandık, daha da heveslendik. Nihayetinde tam iki ay önce İstanbul’a geldik ve yerleştik. Neresinde miyiz? Kalmışda, anadolu yakasında, denize yürüme mesafesinde bir sokaktayız...
Küçük ama sıcak, kendinizi özel ve güvende hissettiren, kolaylıklarla dolu bir şehirden, 4000 yıllık tarihi belgelenmiş, görmemiş olanlar için bir muamma, görenlerin aşık olduğu vazgeçemediği, iki kıtayı birleştiren, size merakınızı devamlı dürten bir ürküntü veren İstanbul’a geldik işte...Denizi, martısı, vapurları, camileri, yedi tepesi ile bizi bekliyomuydu anlayamadık ama şimdilik bağrına basmadıysa da reddetmedi de!
Aslında ben bu şehre aşinayım. İlk 1 yaşında büyüklerin ellerini öpmek için getirilmişim. Babam bu şehirde yetiştiği ve çok sevdiği, annemin akrabalarının bolluğu nedeni ile heryıl düzenli olarak ziyaret ettik, seksenlerin oratlarında Emirganda iki yıl yaşamışlığımız bile vardır. Eski İstanbulu yoluyla, hikayeleri, çeşmesi, sarayı, vapuru, adası ile az buçuk iddiasızca bilirim. Ama yeni İstanbul’u, değişmiş İstanbul’u???
Şimdilerde bildiklerimi yeniden gezerek, arayarak alışmaya çalışıyorum bu şehre. Bu şehir bana bir güç veriyor. Onca yozlaşmaya rağmen hala ayakta, hala dimdik ve vakurlu..
Peki ya bu değişimin bir parçası olan geride kalanlar? Geride kalanları konuşmak çok zor. Yaşayanın anlayacağı birşey bu! İlk bıraktığım ve hasreti içime düşen bahçem; Her yaprağını dalını, çiçeğini ezbere bildiğim, solanlarla solduğum, açanlarla yeniden yeşerdiğim, canlandığım, bana elindekini cömertçe sunan bahçem... O bensiz öksüz müdür bilemiyorum ama doğa bu, öyle dirayetli ve dirençli ki! Peki ya ben?..
Sonra dostları bıraktım geride, alışılması en zor olan bu. Yenisini yerine koyamayacağım, neşeyi kederi ancak kısıtlı telefonlarla konuşabileceğim, bu nedenle de bir türlü hasreti bitmeyecek dostluklar...Biliyorum her fırsatta her görüşmede kaldığı yerden devam edecek ama yinede elimin altında yokladığımda her seferinde kayıp duygusunu yaşayacağım dostluklar...
Öğrenciler ve keyifle anlatılan dersler de bıraktım geride. Gençlikleri ile beni gençleştiren, içime yaşama sevinci dolduran, herşeyi bilip de hala size ablaları, anneleri, hocalarıymışsınız gibi ihtiyaç duyan ama bunu asla açıkça belli etmeyen öğrenciler. Sizin adam olacaklarını çok iyi bildiğiniz ama onlar bunu bilmediği için, onların geleceği bilmeyen kaygılı hallerine için için güldüğünüz öğrenciler...
Yeni karşılaşmalar ve geride bıraktıklarımız ile özet bukadar, işte bir yıla yakındır yazamayışımın da mazereti buydu, umarım bu mazeret yeterli olacaktır ve aileme ve bana sağlıklı, huzurlu, mutlu günler getirecektir...
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
KIŞ
26/12/2006 -Kategori: Yasam
Kış geldi geliyor derken, haberi geldi. Önümüzdeki günlerde "sibirya soğukları" geliyor. Eşimle kafamız karıştı, bu soğuklar sibiryadan mı geliyor yoksa tıpkı sibiryadakine benzer bir soğuk mu geliyor? Güzel tükçemiz! Çıkamadık işin içinden.....
Öyle yada böyle bahara varma umutlarını zaman zaman körelten, tüm diğer mevsimlerden çok daha fazla hayatın sonunu hatırlatan bir mevsim kış. Yaşamın ve zamanın durduğu, hiç sonu gelmeyecekmiş gibi ucsuz bucaksız bir mevsim.....
Uçsuz bucaksız olmasına öyle de ama ya o baharın solgun kahverengisini gözkamaştıran bir beyaza bürümesine nedersiniz? Doğanın gelinlik giydiği, umudunu bahara bağladığı, tazecik bir gelin gibi titrediği, titrettiği bir mevsim.....
Bizim bahçeyede senede bir kar yağar. Denizli ayaza vurduğunda, şehir baca dumanından karardığında bizim dağa kar yağar.....Öyle bir kar ki hükmü sadece bir haftadır ama bizi Denizli'den ayırır, şehre indiğimizde " bizim orada kar var, buralar kuru ayaz mı?" sorusunu büyük bir keyifle sordurtur. İşe geç gitmemize bahane olur. Akşamları evde, şehirdekiler kıskansın (!), kestane pişirir, birbirimize sokulur keyif yaparız....Köpeğimiz dost sevinçten çıldırır. Atasının toprağında 8 ay yerden kalkmayan kar nihayet yağmıştır, içinde bir yerlerde bilir bu onun havasıdır.... Yağan karın altında bir o yana bir bu yana koşar durur.
Bizim keyfimiz yerindedir ama bir Ankaralı olarak yağan karı seyretmeyi de, altında yürümeyi de çok sevsem bile hep içim burulur. Ya sıcak bir eve giremeyecek olanlar, ya evi olupta ısıtacak odunu olamayanlar.... İşte bu kışın hiçbir mevsimde olmayan en hain yüzüdür. Kalan sağlar bizimdir der doğa bu mevsimi ile, karıncaya geçit verir ama çekirgeye acımaz, zayıfı yutar gider......
Önümüz bayram, kışın en soğuk günlerini bayramla birlikte karşılayacağa benziyoruz. Bu günler aklımızı kullanıp, o beyaz gelinlik giyerek pusuda bekleyen kışa inat birlikte ısınmanın, ısıtmanın zamanı. Komşumuza, yetimimize, açta açıktakine yardım etmenin, soğuğun farkında olup sıcak bir el uzatmanın zamanı. Hemde her mevsimdekinden daha çok.......
Sıcacık yuvanızda, sıcacık kalbinizle mutlu, huzurlu bir bayram geçirmeniz dileğiyle...
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
kutlama
26/12/2006 -Kategori: Yasam
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Yalancı Bahar
18/12/2006 -Kategori: Yasam
Kışı beklerken baharla karşılaştık. Şubatta, martta güzel havalara aldanan ağaçlar bu yıl aralıkta aldandılar. Bu demektir ki seneye bazı meyveleri yiyemiyeceğiz....
Calendula'lar (üstteki, sarı çiçek) ılıman iklimlerde dayanıklı arsız çiçeklerdir. Parlak sarı, kavuniçi renkleri ile uzun çiçeklenme dönemine sahiplerdir. Kışın eğer korunaklı bir yerdelerse donmazlar bile, ama ben aralıkta açtıklarını ilk kez görüyorum.....
Alttaki ise mürdüm eriğinin çiçeği, önüne birde elma ağacının filizi gelmiş....Ne yanılgı, aralığın 10'unda açmak...Burada yanlızca iki-üç çiçeğini görüyorsunuz ama ağacın üzeri pıtırak gibi çiçek dolu, gitti bizim güzelim mürdümler....
Zamansız öten horozu keserlermiş, eh zamansız açan ağacı da kesecek değiliz ya! Ama düşünmeliyiz galiba, neden bu ağaçlar, çiçekler kışın ortasında açmaya başladı, kış kışlıktan ne zaman çıktıda baharı hatırlatır oldu? Keşke cafcaflı sözler bilse idim, küresel ısınma, ozon delinmesi vs.. gibi belki dikkati çeker birşeyler yazabilirdim, yada çok anlamlı görünen. Ama bilmiyorum ne yazıkki. Bildiğim tek şey insanoğlu doğa ile birlikte değilde doğa karşın yaşamaya çalışma felsefesinde. Galiba bizim bahçedeki mürdüm eriği gibi en büyük yanılgımız burada, çiçeğimiz açtı yaşasın derken bir bakacağız kara kış karşımızda ve biz önümüzdeki bahar çiçek açamadan, yaza meyvesiz gireceğiz, gelecek kuşaklara aktaracak bir döl bile bulamayacağız.....Düşünmek lazım, dikkatlice düşünmek......
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
kış-bayram-yeniyıl
15/12/2006 -Kategori: Yasam
Kış geliyor dedik ama bu yıl galiba kışın gelmeye niyeti yok. Ekimde bir kaç gün soğuk oldu, yağmur yağdı ama sonra yeniden bir bahar döndü geldi. Bahçemdeki mürdüm eriği o kadar şaşırdı ki çiçek açtı, bu yıl mürdüm eriği yiyemeyeceğiz demektir....
Kış gelirken herkese bir hüzündür çöker, aslında soğuk bizi evlere kapattığı, giysiler kalınlaştığı, sıcak ilişkilerin arasına soğuk girdiği için hüzünlenmekteyiz. Birde şöyle düşünsek soğuk bize ısınmak için fırsat yarattı, bahara dinlenmiş girmek için bir tembellik mevsimidir kış, eh tadını çıkarmak gerekir. Kestane kızartalım soba üstünde, mısır patlatalım tencerede, sonrada sıcak yorganın altına girip üşüyen burnumuzla tadını çıkaralım tembelliğin.....
Bahçesi olanlar için de bir dinlenme mevsimidir kış ama yinede bahçe çok tembelliği sevmez. Dökülen yapraklar toplanmak ister, toprak şöyle bir yalandan kabartılıp gübrelenmek ister, ağaçlar altları açılsın, gübreleri verilsin, kökleri kış yağışlarını daha iyi alsın ister. Bahçe bu ihmale gelmez, evin en küçük, en kıymetlisi gibi hep göz üzerinde olsun ister.....Sonra daha bahar bile gelmeden size bu çıplak manolya gibi şımartmanızın karşılığını verir, kışın bitmesine az kala sıcacık eflatun çiçeklerle teşekkür eder.....
Kışın soğuğunda, evinizin sıcağında mutlu bayramlar ve iyi bir yıl dilekleriyle........
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Eşimin Keyifli Bir Anı
26/10/2006 -Kategori: Yasam
Yıllardır çiçeklerle uğraşır dururum. Apartman dairesinde oturduğumuz dönemlerde saksı sayım 50-60 ı bulunca eşim söylenmeye başlardı çiçeklerle daha uzun süre ilgilendiğim için. Bahçeli bir evimiz olunca o günlerin kıymetini anlamaya başladı. Aslında son derece yardımcı ve destekleyici biridir. Bahçemi yaparken de manevi desteğini hiç esirgememiştir benden, hatta ikinci yılımızda çok yorulduğumu görünce çimin biçilme işini de tamamen üzerine almıştır.
Nerden çıktı şimdi Türker'i, eşini anlatmak diyebilirsiniz. Aslında aklımda yoktu, çünkü bu sayfa bahçe, çiçek üzerine tasarlanmıştı. Ama kendisi sayfamı görünce "neden ben yokum?" diye sordu. Küçük bir kıskançlık sezdim o an, sonra düşündüm aslında bahçeme, çiçeklerime çok emek vermiştim ve bu sayfayı sırf onları paylaşmak için oluşturmuştum ama bu işleri yaparken desteği hep eşimden görmüştüm. Haksız değildi hani! Bu nedenle sizlere onu tanıtmak istedim. Bahçemizin ilk yıllarında bir mayıs günü sabahın tadını çıkartırken görmektesiniz onu. Önceleri sardunya ile gülü bile karıştırırdı ama şimdi epey yol katetti, çoğu bitkinin, ağacın adını öğrendi, meyveleri tanımaya başladı ve inanın bir çim uzmanı oldu çıktı....
Doğada herşey bir bütünün parçası. İlk yıllar bahçede tek bir kuş bile yoktu, bahçe geliştikçe önce karıncalara yuva oldu, sonra kuşlara, kirpilere. Meyveler çoğaldı, pazara gitmez olduk. Tüm bereketini sundu bize.Eşimin bilmediği tek şey var, tıpkı doğa gibi geliştikçe güzelleşiyor yaşamımız.
Hayatımdaki neşe, güç, sevinç ve herşey o olduğu için var, tıpkı bahçede yaşam olduğu için kuşların, karıncaların, kirpilerin olması gibi.... O olmasa bahçedeki çiçeklerin de anlamı kalmayacak. Tadını birlikte çıkaracak, paylaşacak sevdiğim olmadıktan sonra bahçe çiçek açmış ne yazar? Sanırım bilmesi gereken tek şey de bu.....
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Zeynep İçin (1992-2006)
17/10/2006 -Kategori: Yasam
Yaşam sürprizlerle dolu, tıpkı doğa gibi...Biran herşey günlük güneşlikken, daha ne olduğunu bile anlamadan birden karlar yağıyor. Mevsimler diye ad koyuyoruz değişimlere ama bu sadece bir yanılsama...Her an hergün değişiyor doğa, onunda anı anına uymuyor tıpkı bizim yaşamlarmız gibi....
Bugün sabah kalkıyoruz günlük güneşlik, planlar yapıyoruz, işlere koyuluyoruz... Sonra nerden estiği belli olmayan bir rüzgar çıkıyor hafiften, bir iki bulut derken, bir fırtınadır kopuyor önünde duramadığımız....
Bu güzel çiçeğin adı "Leocojium", inci çiçeği diyenlerde var. Her yıl nisan gibi açar, biray kadar çiçekli kalır. Boynu bükük, hüzünlü bir çiçektir ama bir o kadarda zariftir. Sanki bilir ömrünün kısa olduğunu, ama zarafetinden, güzelliğinden , neşesinden ödün vermez. o kısacık ömrünü doyasıya yaşar bahar güneşinin altında...Ben bu yıl bu güzel çiçeğe "Zeynep" adını koydum. Tıpkı bu çiçek gibi ömrü kısa ama zarafeti, neşesi, sevgisi sonsuz olan bir çocuktu. Ömrünün kısalığını bilse de bahar güneşinin tadını çıkararak yaşadı. Anne ve babasına gurur verdi, tıpkı inci çiçeği gibi...Şimdi ondan geriye anılar kaldı, birde her yıl onu bize geri getirecek, hatırlatacak, bahar güneşi ile açacak "Zeynep" çiçeği..... (13 ekim 2006)
Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Yaz bitti...
17/9/2006 -Kategori: Yasam
Yazın sonu geldi, sonbaharın ilk günleri. Papatyaların, dalyaların, güllerin mevsimi bitiyor.Serin rüzgarlar, sarılar, tabalar,kahverengiler alacak doğadaki yerlerini.
Çoğu insanı sonbaharla birlikte bir hüzün sarar, sanki herşey bitiyormuş gibi. Oysa her son bir başlangıç değil mi? Şimdi doğanın dinlenme zamanı, gücünü toplama, nesilleri sürdürmek için kendini besiye çekme zamanı. Esen rüzgarlarla dallar kırılacak, doğa kendini budayacak,temizleyecek, son kalan tohumlar dört bir yana dağılacak, yağan yağmur tohumları nemlendirecek, artıkları çürütüp, yeniden geridönüşüme sokacak. Bahara kadar toprak suya, besine doyacak ve baharla yavaşça uyanacak.
O zaman hüzün neden? Aslında bizlerde aynı döngüde değilmiyiz. Bahara kadar yenilenmek için işleri sonbahar ve kışın yavaşlatmıyor muyuz? Kapıları pencereleri kapatıp kendi içimizde bir çeşit dinlenmiyor muyuz? Küçücük, sıcacık odalarda aile ve dostlar ile sohbetler yapmıyor muyuz, bahara yaza planlar kurmuyor muyuz? Sünnetleri, düğünleri nasıl yaparız diye konuşmuyor muyuz?
O zaman hüzün niye?
Hüzün ışığı kaybettiğimiz için geliyor galiba, ama ışığı kaybetmemek lazım. doğaya bakmak lazım. Herşeye rağmen güneş her sabah yeniden doğmuyor mu?
Bu küçük kuş kışın çıplak dalında dinleniyor, bahar gelir mi diye kaygılanmıyor, çünkü biliyorki sıcak günler mutlaka gelecek, yeterki dayanmayı bilsin... Şairin dediği gibi ".....yeterki karamasın, sol mememin altındaki cevahir"
Sonbaharın serin günlerine merhaba derken, dilerim kış yuvalarımızda sıcacık ve sağlıkla geçer.......
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
