Gökdelenlerin Ortasında Bir Cennet: NGBB
19/9/2008 -Kategori: Bitki
Bundan 10 yıl kadar önce İstanbul'dan Ankara'ya gitmek için bindiğim otobüs şirketinin yolu üzerinde bir levha gördüm, "Nezahat Gökyiğit Bahçesi" . Sonra bu bahçeye ait bir yazı okudum ve Nihat Gökyiğit'in doğayı bahçeyi çok seven eşinin anısına otoyolun ortasındaki çorak alanı yeşillendirdiğini öğrendim. O zaman çok özenmiştim buna.
3-4 yıl önce aynı bahçenin 2002 yılında botanik bahçesi olduğunu, çeşitli projelerle ve Bağbahçe dergisi ile geliştiğini internette keşfettim. Tabii bir meraklı olarak dergiye de abone oldum. 
Temuzda İstanbul'a taşındığımızda İstanbul ile ilgili planlarımın arasında bu bahçeye bir ziyaret vardı. Ama son iki ayda bahçeme olan özlemim beni NGBB de gönüllü olmaya itti. Şimdi yıllardır izlediğim bu bahçenin bir parçası olma şansım var.
Birkaç haftadır kısa sürelerle de olsa gitmeye çalışıyorum. Orada çalışanlarla tanışıyor, verilen işleri yapıyorum. Bazen "saklı bahçe" deoturup doğayı dinliyorum. Bahçeme özelemimi giderirken, ellerim toprakda oluyor ve bunu çok seviyorum.
Bahçe işi zzor zanaat, elinzin hep üzerinde olması gerekir. NGBB'de pek çok profesyonel çalışıyor, bilimsel ve toplumsal projeleri var. Hepsi de doğa sevgisine ve onu korumaya, anlatmaya yönelik projeler.
İstanbul da yaşayın yada uzakta olun farketmez ama yolunuz karadan yada internetten bu bahçeye düşerse kendinize yakın bulşacağınız, severek, öğrenerek doğaya yakın hissedeceğiniz pek çok şey olduğunu göreceksiniz.
www.ngbb.gen.tr
Telefon: +90 216 4564437
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Atatürk Arboretum'unu Gezdim....
27/11/2007 -Kategori: Bitki
Bu hafta sevgili kzım Poyzan Nur'un yanında İstanbul'daydım. Anne kız hasret giderdik biraz. Poyzan Nur'un okulda olduğu saatlerde ben de çoksevdiğim İstanbul'un değişik yerlerini gezdim. Bunlardan biri de Atatürk arboretumu'ydu.
Arberotum kısaca canlı ağaç müzesi demek. Avrupa ve Amerika da özellikle orman fakültelerine ve bazende şehre ait arboretumlar görmeniz mümkün ama Türkiyede bilinen iki arboretum var biri İstanbul da Atatütk arboretumu, diğeri ise daha meşhur olan Karaca Arboretumu. Ben henüz Karaca arboretumunu göremedim ama bir gün mutlaka göreceğim....
Atatürk arboretumu 1949 yılında İstanbul Üniversitesi Orman fakültesi bünyesinde kuruluyor. Web sayfalarında detaylı bir tarihçe ve arboretum hakkında bilgi vermişler... http://sedir.orman.istanbul.edu.tr/node/16
Sonbaharın bütün güzelliği bahçeye yayılmıştı, gezmekten büyük keyif aldım, yapraklar dökülmüştü ama ağaçların bu halide çok güzel geldi bana..
Hele bazılarının renkleri inanılmazdı....
Sonra bahçe sürprizlerle doluydu......
Özellikle ağaç türleri ile ilgilenenlere Atatürk arboretumunu gezmelerini şiddetle tavsiye ederim. Bence doğa, yeşil seven herkes için inanılmaz bir yer.
Şimdiki plansa bu güzel bahçeyi mayıs ve tammuzda gezerek şimdilerde çığlak kalmış ağaç ve toprağı rengarenkken görmek....
Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Bahçemden Çiçekler
15/10/2007 -Kategori: Bitki
Merhabalar,
İnternet üzerinde bahçecilik üzerine hazırladığım blog sayfasına yazdığı “merhaba” ile tanıştım Nurçin’ le. Yazışmalarımız sonunda bir de baktım kendimi BOBİT için bahçemin çiçekleri üzerine bir yazı hazırlıyorum. Umarım bu buluşma hali uzun süre devam eder…
Bu ilk yazıda sizlerle bahçemde yetiştirdiğim bazı çiçeklerin resimlerini ve onlar hakkında araştırıp bulabildiğim birkaç şeyi paylaşmak istiyorum.
Bunlardan ilki “ters lale”. Doğu Anadolu dağları ve İran’ın komşuluğunda olan yüksek kısımlarda doğal ve endemik olarak yetişen soğanlı bir çiçektir. Son yıllarda yurtdışına çıkışı kontrol altına alınmış olsa da zamanında yurtdışına bolca götürülmüş ve Hollanda ve İngiltere gibi ülkelerde hibrit türleri bile üretilmeye başlanmıştır. Fritillaria cinsine ait ve pek çok alt türü olan bir çiçektir. Yurdumuzda da çeşitli yörelerde 12 ayrı türünü bulmak mümkündür. Laleye benzeyen, bir dalın üzerinde 5-6 adet çiçeğin ters dönmüş görünümü nedeni ile “ters lale” adını almıştır. Ancak Doğu Anadolu bölgemizde “ağlayan gelin; Şemdinli lalesi” adları ile de anılmaktadır. Yurt dışında ise adı “crown impera: kral tacı” olarak geçmektedir.
Boyu doğal yetiştiği yerlerde 50- 70 cm’ i bulabilmektedir ama benim gibi batıda, Denizli’de yetiştirmeye kalkarsanız 40 cm’ i zor bulursunuz, yine de biraz küçük de olsa görkemli çiçeklerini mart sonu-nisan başında keyifle izleyebilirsiniz. Sonbaharda derine dikilmesi gereken soğanlar çok pis kokar, biri size tanımadığınız bir çiçek soğanını ters lale diye satmak isterse koklamanız hatta kötü kokusu nedeniyle koklayamamanız yeterlidir.
http://www.negatif.com/fotolar/767/14767/593f3ae7498db9cf1855eed72b45f852.jpg
Ilıman iklimlerde (Ege, Akdeniz gibi) soğanlarını topraktan çıkarmaya gerek yoktur ama İç Anadolu ve Doğu Anadolu gibi çetin kışı olan bölgelerde ve Karadeniz gibi nemli topraklı yerlerde soğanlar topraktan çıkarılıp kuru ve serin bir yerde korunmalı, mart sonu gibi yeniden toprağa ekilmelidir. Soğanları ince uzun patatese benzer ve birden fazla sayıdadır. Çekinmeden yetiştirin, korkmayın çok dayanıklıdır.
Bunlar da “süsen”lerim, Latince adları ile “iris”lerim,
Osmanlı çileğini duydunuz mu hiç? İşte size küçük bir sepette, mis kokulu Osmanlı Çilek’ i, namı diğer Ereğli Çileği. Karadeniz Ereğlisi’ nde yetişen, olgunları pembe renkli ve bir avucunun kokusu bile kocaman bir odayı anında sarabilecek nitelikte, reçelinin tadına doyum olmayan o muhteşem çilekler…Annemden bir kök almıştım, şimdi 10 metrekarelik bir tarlam (!) var, her yıl da bir kavanoz reçelim!... Baharda beklerim dalından yemeniz için…
http://www.negatif.com/fotolar/767/14767/ba6af166290e77e047db250992c6785b.jpg
İstanbul’da yaşayanlar Belgrad Ormanları’na pikniğe, yürüyüşe, gezmeye gitmişlerdir mutlaka. Ama acaba ilk karlar yağdıktan sonra, ocak sonu, şubat başında kardelenler açtığında gittiniz mi hiç? İşte bu kardelenler 2002 Yılı’nın şubatında Belgrad Ormanları’ndan 4 küçük soğanlı çiçek olarak geldiler ve benim bahçemdeki yerlerini aldılar. Her yıl onların açışlarını heyecanla seyrederim, o keskin soğukta, soğuğa hiç aldırmadan, karları hafifçe, kendi ısıları ile eriterek baş verirler beyaz örtünün içinden.
http://www.negatif.com/fotolar/767/14767/8ffde970bd9a5303ffdd7482615e9d21.jpg
Şimdi aşağıdaki fotoğrafa bakalım! Bu benim favorilerimden ama benzerliği yanıltmasın o bir kardelen değil. Yine soğanlı bir çiçek, adı Leocojum…Nasıl da narin ve boynu bükük değil mi? Ama çok dayanıklıdır aslında. Soğanını çıkarmanıza hiç gerek yok, olduğu yerde her yıl güçlenerek, yeniden açar durur…
http://www.negatif.com/fotolar/767/14767/93bea5d7d23c904b9e06f54eff0982eb.jpg
Bahçemde daha pek çok çiçek var ama dilerseniz clematislerden, zambaklardan, güllerden, nergis ve sümbüllerden bir daha ki sefere bahsedelim.
Sizlere “wisteria” ile hoşçakalın demek isterim. Görünce hemen “Mor salkım” diye bileceksiniz onu. Son derece arsız bir sarmaşıktır, baharda önce çiçekleri açar ve kışın ölgünlüğünü üzerinizden atmanız için hafif kokusu ile içinize dolar.
Her mevsim açan bir çiçeğiniz olması dileğiyle…
Melike Şahiner
Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Sepette Sümbüller
25/1/2007 -Kategori: Bitki
Bir önceki yazımda erkenci sümbüllerden bahsetmiştim, son fotoğrafta da sepetteki sümbülleri yollamıştım sizlere. İşte onların açmış halleri, fotoğraf yönleri pek iyi değil ama umarım hoşunuza gider....
Bu da tepeden görünüşleri....
Toprağın üzerini cam boncuklarla malçladım(!). Hem toprak nemini korudu, hemde hoş bir görüntü oldu....
Yorum (11) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Kış başında evde açan sümbüller......
11/1/2007 -Kategori: Bitki
Sümbül soğanlı bitkilerden, hyacintus latince adı ile anılan mis kokulu ,baharın erken dönemlerinde açan soğuk zamanların sıcak çiçeğidir. Ülkemizde endemik olarak yabani yetişen pek çok türünün yanısıra Osmanlı döneminde özel yetiştirilmiş cinsleri de mevcuttur. Ancak Lale devrinin bitmesi ile bu güzel çiçeği Avrupalı yetiştiricilere kaptırmışızdır ve şimdi envai çeşit hibritlerini onlar yetiştirir biz satın alırız!
Bunları bir kenara bırakırsak ve yaşamımıza bir çeşni katmak istersek eğer sizlerde kış başında evinizde kendiniz mis kokulu sümbüller yetiştirebilirsiniz. Bu nasıl olacak demeyin son derece kolaydır. Bu tip sümbül yetiştiriciliğine “erkenci sümbül yetiştiriciliği” yada “sümbül şaşırtma” denilir.
Kasım ayında büyük marketlerin bahçe reyonlarında, İstanbul çiçek pazarında, internetteki çiçekçilik web sitelerinde soğanlı bitkilerin satışı başlar. İşte bu dönemde size uyan bir yerden dilediğiniz sayıda sağlıklı, yarası , üzerinde küfü olmayan, elinize aldığınızda hafif bastırdığınızda sıkı, sert soğanlardan seçin. Tercihen birkaç değişik renk almaya çalışın.
Osmanlı döneminde bu tip yetiştiricilik için “sümbül vazoları” satılırmış . Ama şimdi bu isimle sordunuz mu zücaciyecide size öyle bakıp, “o da ne” derler….Bu nedenle siz altta görülenlere benzer alt kısmı şişkince, boğazı dar vazolar bulmaya çalışın. En kolayı burada fotoğrafı yok ama Paşabahçe mağazalarında “şarap sürahisi” diye satılan 0.5, 1 litrelik sürahilerden alabilirsin, son derece ucuz ve kullanışlılar.
Nihayet salonunuzda mis kokulu sümbülleriniz açacaktır hem de dışarıda ayaz, kar kış varken.
Bir alternatifinizde alçak bir sepet yada saksı , yada porselen kap içine toprak doldurup, sümbül soğanlarının 0.5-1 cm lik kısmı toprak dışında kalacak şekilde ekmeniz ve nemi koruyacak kadar düzenli sulamalar yaparak erkenci sümbüller yetiştirmenizdir.
Bu yöntemlerle yetiştireceğiniz sümbüller sizi bir kış boyunca oyalayacak ve sonunda bir aya yakın bir zaman çiçeğini izleme şansı verecektir. Çiçek solmaya başlayınca keskin bir bıçakla çiçek sapının dibinden kesin, ben solan çiçekleri az miktarda suya koyup kendi rengi ile kurumasını bekliyorum ve bir süre daha kuru çiçek olarak küçük bir vazoda evimi renklendiriyorum.
Çiçeği geçen sümbülü pencere önündeki yerinde bir süre daha bekletmelisiniz, yapraklar saradığında, vazodan alın, kökleri soğanın dibini zedelemeden 3-4 mm kalacak kadar kesin ve kuru serin bir yerde saklayın. Aslında bu soğanlar çok nadiren ertesi yılda çiçek veririler bu nedenle mümkünse tavsiyem çiçeği geçen osğanı bahçeye yada derince bir saksıya gömülüp, hava soğuk bile olsa dış ortamda kalan ömrünü geçirmesini sağlamaktır, ve emin olun bunu yaparsanız gelecek yıl bu kez ektiğiniz yerde yeni bir sümbül açacaktır.
Sümbül kokulu günler dileklerimle, güle güle yetiştirin……
Yorum (14) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Çarkıfelek
15/12/2006 -Kategori: Bitki
Bu çiçeğin adı Passiflora bizdeki adı ile Çarkıfelek..... Aslında tırmanıcılardan, yani bir tür sarmaşık. Son derece arsız, durmadan kessenizde eninde sonunda uzayıp gidiyor. Çok güzel çiçekleri var, çarkıfelek denmesinin nedeni dişi ve erkek organlarının saati andırması. Bu sarmaşığı ilk olarak Güney Amerikaya çıkan misyonerler görüyor ve dişi ve erkek organlarının duruşunu İsa'nın çarmıha gerilişine benzetip, bu çiçeği onların misyonerliğinin olumlu sonuçlanacağına dair bir işaret olarak kabul ediyorlar ve kutsal ilan ediyorlar. Daha sonra Avrupaya oradan da bize kadar geliyor.
İlaç sanayinde yatıştırıcı etkisi nedeniyle çok kullanılan hatta jenerik olarak Passiflora şurubuna adını veren bir bitki. Kırmızı, iir dolgun meyveleri var, bunların bazı ülkelerde meyve olarak tüketildiği de söylenmekte.
Yetiştirmek çok kolay. İster birinin bahçesinde gördüğünüzde şöyle irice bir dalı dibinden kesip, suya koyun, yada yumuşak toprağa batırverin, isterseniz meyveleri olgunlaşınca tohumunu yere saçın, yada bitkinin sağında solunda yerde bitmiş yeni sürgünlerinden alıp ekin. Ama dikkatli olun, öyle arsızki, kökünden heryere yayılmak gibi bir özelliği var bu nedenle bahçenizde ekmek istediğiniz yere çok iyi karar vermelisiniz. Hem sarılıp, şık görüneceği hemde başka bitkileri sararak rahatsız etmeyeceği bir yer olmalı.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Lale Yetiştirmek
19/10/2006 -Kategori: Bitki
Sonbahar geldi, artık çoğumuz renklerin solup gideceğini taa mayısa kadar bahçelerde renk ve çiçek göremiyeceğmizi düşünüyoruz. Ama aslında şubat sonu mart başı özellikle yaşadığımız Denizli de baş veren sümbülleri, laleleri, nergiz ve çiğdemleri mart sonu nisan ayında çiçekli görebiliriz. Bunun için tek yapmamız gereken şu günlerde piyasada, büyük marketlerde görebileceğiniz çiçek soğanlarından almak ve kasım sonuna kadar ekmektir....
Aldığınız soğan sümbül, lale, nergis yada çiğdem olabilir. Ama ekim kuralı aynıdı. Her soğanı sivri ucu yukarı gelecek şekilde, kendi büyüklüğünün iki yada üç katı derinliğe, iyi işlenmiş yumuşak nemli toprağa ekeceksiniz. Üzerini sadece toprakla kapatıp bastırmayacaksınız. Eğer elinizde varsa en üste bir miktar hayvan gübresi dökebilirsiniz yada hazır sulandırılarak kullanılan çiçek besinleri ile destekleyebilirsiniz. Deneyimlerime göre çok da şart değil, kendinizi strese sokmayın!!!
Şubat sonu mart başı gibi, havalarada bağlı olarak baş vermeye başlayacaklarıdır. Arada don olursa korkmayın çünkü bunlar soğuk seven soğanlar, kolay kolay birşey olmaz....Ektiğiniz soğanın cinsine göre nisan ortasından mayıs başına kadar baharın serin günlerinde bahçeye baktığınızda renkli güzellikler görebileceksiniz.
Sümbülleri isterseniz evde erkenden çiçeklendirebilirsiniz. Bunun için öreneğin 10 cm derinliğinde 12-13 cm çapında bir saksıya iki yada üç adet sümbül soğanını, birbirine değmeden, sivri olan üst kısımları 1cm toprak üstünde kalacak kadar Kasım ayında gömün. Daha sonra sulayıp, karanlık ve serin bir yerde 6-8 hafta bırakın. Arada bir toprağın kurumadığından emin olmak için kontrol edin, kuruyorsa nemlenecek kadar su verin. Bu sürenin sonunda beyaz-sarı renkli baş verdiklerini göreceksiniz. Filiz boyu 4-6 cm oluduğunda evin içinde ışık alan, ve görebileceğiniz bir yere çıkarın, bir ay içinde hızla büyüdüğünü ve ocak ayında sümbüllerinizin açtığını göreceksiniz......
Güle güle büyütün......
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
İstanbul Lalesi
19/10/2006 -Kategori: Bitki
Bu yazının kaynağı: http://www.bazaarturkey.com/press/istanbul-lalesi.htm
Foroğraf Melike Şahiner bahçesinden alınmıştır.
İstanbul allesinin formu buradaki laleye çok benzemekle birlikte cinsi ve rengi farklıdır.....
Istanbul Lalesi 150 yıl sonra geri dönüyor
Ersin KALKAN
Avrupa lalelerinden çok farlı bir bitkiydi İstanbul Lalesi. Çiçeği badem şeklinde, çiçek yaprakçıkları hançere benzeyen, uçları da tığa benzeyecek şekilde ince ve sivriydi. Farklı renklerden tam 1588 çeşidi vardı.
19. yy’da ortadan kayboldu. 150 yıl sonra İstanbul Üniversitesi botanikçileri ve Büyükşehir Belediyesi’nin 2 milyon dolarlık projesiyle geri dönüyor. Geriye kalan üç akrabasının genetik yapıları birleştirilerek yeniden İstanbul Lalesi üretilecek. Dört yıl sonra tekrar doğduğu kentte çiçek açacak.
Tam dört yıldır İstanbul Lalesi’nin peşindeydim. Türkiye’nin Rekabet Avantajları Topluluğu’nun bünyesinde yer alan turizm grubunun dışa kapalı portalı http://groups.yahoo.com/group/Sultanahmet ’da bir yazı yazarak ‘150 yıldır ortalarda gözükmeyen İstanbul Lalesi’ni bulamaz mıyız’ diye sormuştum. Grup moderatörlerinden Nurdoğan Şengüler, bu konuda bir kampanya başlattı. Türkiye’nin hemen tüm ziraat fakülteleri ve soğanlı bitki yetiştiricilerinden gelen mesajlar artık umudun kalmadığını gösteriyordu.
İstanbul’un lalesi sanki yer yarılıp da içine girmişti. Oysa 1681 ile 1726 yılları arasında kayda geçirilen ‘Defter-i Lalezar-ı İstanbul’da tam 1108 lale çeşidinden söz ediliyor, 1764 tarihli ‘Ferah-engiz’ isimli risalede ise bu sayı 1588’e kadar çıkıyordu. Türkiye’deki botanik çevrelerine göre, bunlardan geriye bir tane bile kalmamıştı. Bir zamanlar laleyi Osmanlı’dan alan Hollanda’dan geliyordu artık lale soğanları.
Halbuki 17. yüzyılda Osmanlı’da önce ‘Ser Şükufeciyan-ı Hassa’ diye adlandırılan Çiçekçibaşılık kurumu, sonra da ‘Çiçek Encümen-i Danişi’ yani Çiçek Akademisi kurulmuştu. Edirne’den Mardin’e kadar birçok şehirde lale bahçeleri vardı. Lale merakı öyle yoğundu ki imparatorluk lale fiyatlarına narh koymak zorunda kalmıştı. 1725 tarihli lale narhı listesinde en pahalı lale 200 kuruşla Nize-i Rummani’ydi. Bu, 30 Cumhuriyet Altını, yani 3 bin 750 YTL demekti. 1588 lalenin ismini ezberden söyleyecek, ayrıca gülün, zerrinin, şakayıkın binbir çeşidi hakkında üç gün üç gece boyunca meseller anlatacak kişiler yaşardı bu topraklarda. Bu göz kamaştıran kültürün tümü buharlaşıp uçmuş muydu?
Tam pes edecektim, artık İstanbul Lalesi’nin peşini bırakmak üzereydim. Süleymaniye’yi turladığım bir gün Botanik Bahçesi’ne uğradım. Yard. Doç. Dr. Erdal Üzen’le tanıştım. ‘Hocam’ dedim, ‘gönlümde bir sızı var, dindirecek merhem bulamadım.’ Nedir, diye sordu. ‘O sızının adı İstanbul Lalesi’dir’ dedim. Gülümsedi, kısa süren bir sessizlik oldu. ‘O merhem bendedir, bu bahçededir. Evet adı İstanbul Lalesi’dir. Ama lalenin kendisi değil yakın akrabasıdır’ diye cevap verdi. Aldı beni ve bahçenin bir köşesine götürdü. Rengarenk kardelenlerin arasından filizlenmiş bir nebatı gösterdi. ‘İşte bu’ dedi. Ama açmasına üç hafta vardı. Bekledim. Ben uzaklarda başka bir görevdeyken Hoca beni aradı ve müjdeyi verdi. Son demlerine yetiştik. Fotoğrafladık.
GENETİK ÇALIŞMA BAŞLADI
Erdal Üzen, İstanbul Lalesi’nin kendisinin yeniden hayat bulması için iki yıllık bir gen araştırmasının gerektiğini söyledi. Ama, bu araştırma için üniversitenin imkanları yeterli değildi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’la görüştük, durumu aktardık. Topbaş, bu araştırmanın bir İstanbul projesi olduğunu, Büyükşehir’in kaynağı bulacağını söyledi. İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mesut Parlak’ı ziyaret ettiğinde, bu niyetini aktardı. Büyükşehir Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürü İhsan Şimşek, üniversite yıllarında eğitim için geldiği Botanik Bahçesi’ni ziyaret ederek projenin ön hazırlıklarına başladı.
Projenin ilk aşamasında, başta Osmanlı Lalesi olmak üzere üç tür lale üzerinde genetik inceleme yapılacak. İstanbul Lalesi soyunun genetik özelliklerini taşıyan soğan elde edildikten sonra, uygun bir alan bulunarak soğan çoğaltma işlemine geçilecek. Yeterli üretime ulaşınca İstanbul’un park ve bahçelerine dikilecek, dünyaya satışına başlanacak. Bütün bu sürecin dört yılda, 2 milyon dolar harcamayla gerçekleştirilmesi planlanıyor.
Belediye bugüne kadar eldeki soğanlarla İstanbul’u lalelere bezemeyi sürdürecek. Şimşek, bu sene İstanbul’da 550 bin lale soğanı ekildiğini söyledi. Daha önceki yıllarda 125 bin lale soğanı ekilirmiş. Şimşek, İstanbul’a yakışır bir botanik bahçesi kurmayı planlıyor. Şimşek, bu projeyi İstanbul Üniversitesi Botanik Bahçesi’yle Büyükşehir’in birlikte gerçekleştireceğini söylüyor.
SÜLEYMANİYE’DEKİ GİZLİ BAHÇE
İstanbul’da Süleymaniye sırtlarında, Süleymaniye Camii’nin bahçesindeki binada Türkiye’nin en önemli hazinelerinden biri saklanıyor. İçinde bin Kaşıkçı Elması’na bedel bitkiler var. Bir kısmı geçmişte, Türkiye’nin dağlarını, kırlarını şenlendiren çiçeklerdi. Şimdi artık mumla arasanız yoklar. Mesela, yarım asır önce Kadıköy’ün kırlarında yetişen Kalkedon Çiğdemi’nin son 14 örneği burada.
İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Botanik Ana Bilimdalı’na bağlı botanik bahçesinde sadece Türkiye’de yetişen (endemik) bitki hazinesinden geri kalanlar yaşatılıyor. Bahçede ayrıca dünyanın her yanından gelen nadide bitkiler de var: Borneo’dan Fil Kulağı, Brezilya’dan Ananas, Guatamala’dan Kuğu Çiçeği, Himalaya Dağları’ndan Kokulu Hindistan Sediri, Malezya’dan Demir Ağacı, Japonya’dan Kafur, Angola’dan Kahve Ağacı, Kuzey Amerika’dan Lale Ağacı, böceklerle beslenen çiçekler, zehirli bitkiler. Enstitü binlerce tür tohumdan oluşan dev bir arşive de sahip.
Botanik Bahçesi’nin kurucusu Hitler’in zulmünden kaçıp, Türkiye’ye sığınan Alman bilim adamları. Botanikçi Prof. Dr. A. Heilbronn, Prof. Dr. Leo Brauner, Zoolog Prof. Dr. Andre Naville 1933’te İstanbul’a gelip Biyoloji Enstitüleri’nde ders vermeye başladı. Ertesi yıl Süleymaniye Camii’nin bahçesinde enstitü binası kurulurken Prof. Dr. Heilbronn’un önderliğinde bir botanik bahçesi yapımına girişildi. Alman bahçe uzmanı Walter Stephan’ın yardımıyla bahçe 1936’da açılışa hazırlandı. Heilbronn’un altı bölümlü bahçe düzenlemesi bugün de korunuyor: Sistematik Bölüm, Taş Bahçe, Tıbbi Bitkiler bölümü, Türkiye Bitkileri, Deney Parselleri ve Arboretum. 127 familyadan 400 ağaç ve çalı ile yaklaşık 3500 otsu bitki parsellere yerleşmiş. Seralarda, bahçede sabit veya saksıya alınmış 2500 bitki, Hamburg Üniversitesi Botanik Bahçesi’nden bağışlanan tropik ve subtropik bitkiler de buna eklenince hazinenin toplamı 5000 bitkiyi buluyor. Bahçede ayrıca 23 havuz var.
Türkiye’de 4 Yunanistan’da 18 botanik bahçesi var
İstanbul Üniversitesi Botanik Bahçesi, Türkiye’de resmi konumda çalışmalar yapan botanik bahçelerinin en eskisi ve bitki varlığı açısından en zengini. Ankara, İzmir ve Adana’da üç botanik bahçesi daha var. Botanik Bahçesi Müdürü Yard. Doç. Dr. Erdal Üzen, Türkiye’nin tüm endemiklerini toplayacak büyük bir bahçe kurmak için acele edilmesi gerektiğini savunuyor: ‘Fauna ve flora açısından fakir, endemikler açısından sıfıra yakın bir ülke olan komşumuz Yunanistan’da tam 18 botanik bahçesi olduğunu düşünecek olursak, bu konuda ne denli geri kaldığımızı anlarız.’
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Bir Bahçe Kurmak İçin Önsöz
18/10/2006 -Kategori: Bitki
Bir kitap yazmak istedim bahçe kurmak için, en kolayı önsözü yazmaktı, üstelikde daha son sözü söylemeden. Aşağıda bahçe kurmak isteyenler için o önsözü bulacaksınız. Darısı son sözün başına......
ÖNSÖZ
Bir kitaba önsöz yazmak en kolay işmiş. Ben önsözü son sözü yazmadan bitiriverdim. Nerden başlasam diye düşünürken günler akıp geçti ve şimdi bodozlama dalıvermek gerekiyor konunun içine. Bir bahçe yaparken ilk karar verilmesi gereken şeylerden biri bu işi gerçekten seviyor musunuz ve ellerinizi kirletmeye hazır mısınız sorusunu yanıtlayabilmektir. Hoş bu kitabı elinize aldıysanız bile bu sorunun az çok cevabını vermişsiniz demektir ve ikinci soruya geçebilirsiniz. Nasıl bir bahçe istiyorum?
Ben bahçemle uğraşırken ve bahçeleri gezerken bir şeyin farkına vardım. Bahçeler sahiplerinin yada kendilerine bakım yapan kişilerin aynasıdır. Dışa dönük, herkesle dost ahbap kişilerin bahçeleri de kendileri gibi renkli yaz çiçekleri , dağınık formlu çalılar, yayvan açılımlı ağaçlarla doludur, daha sakin, düzeni seven, şekilselliğe önem veren insanların bahçeleri tertipli, simetrinin hakim olduğu, koni biçimli ağaçlardan, herdem yeşil çalılardan, gül gibi çiçekli ama ağırbaşlı bitkilerden oluşan bahçelerdir. Dikkat ederseniz etrafınızdaki bahçelerde tek elden bakılanlarla, apartman bahçeleri gibi çok kişinin etkisi altındaki bahçelerde farklıdır. Apartman bahçeleri bana hep yanlız , tek edilmiş gelir. Ne kadar bakımlı olursa olsunlar, bu bahçelerde hemen herkesin dediğine uyabilmek için bir ürkeklik, bir yeknesaklık sezilir. Oysa çoğu mustakil evin bahçesi sahibinin keyfini yansıtır. Bir de profesyonellerin bahçeleri vardır; bu bahçeler sahibinin isteği doğrultusunda peyzaj mimarları ve / veya tecrübeli bahçevanlarca bakılırlar. Bu bahçeler kurallara uygun, mükemmel denecek görüntüde bahçelerdir ama bana yine sıradan gelirler, çünkü güzel mankenlerin giydiği nefis elbiselere benzerler, modacı yaratıcılığını kullanmıştır, mankende o güzelim hatları ile taşımıştır o nefis giysiyi ama siz, herhangi bir insan, o giysiyi giydiğinde bir türlü aynı etki yaratılamaz. Bence profesyonel bahçeler böyledir, seyirlik ve alkışlıktır.
Evet, nasıl bir bahçe istiyorsunuz? Matematiksel mi, sıradan mı, yaz bahçesi mi, kış bahçesi mi, renkli mi, yeşil hakim mi, aydınlık mı, loş mu, dağınık mı, derli toplu mu, kır havasında mı yoksa saray bahçesi tarzında mı,.......soruları çoğatmak, ,içinden çıkılmaz hale getirmek mümkün. Aslında söylemek istediğim, hazırlayacağınız bahçeyi herşeyden önce hayal edebilmelisiniz, gözlerinizi kapadığınızda bahçenizin, yaz, bahar, kış dönemlerindeki görüntüsü gözünüzün önüne gelmeli, ondan sonra hazırlıklara başlayabilirsiniz. Bazıları özellik bu işi meslek edinmiş kişiler sıralı kurallar koyarlar bir bahçe yapmada. Kurallar gerçekten önemlidir, yapılacak işlerin sırası da öyle fakat şunu da göz ardı etmemek gerekir, bir bahçe yaparken özgür hissetmelidir insan kendini ve birazda bahçenin ve doğanın öğreticiliğine bırakmalıdır kendisini. Böylece hep sürprizlerle dolu, sizi aşan, sizi eğiten ve her an şaşırtabilen bir bahçeniz olabilir.
Bundan sonrası en zor bölüm, bırakalım zamana herşeyi, belki yakında yeni yazılarda sırası ile bulacaksınız bahçe kurmanın sırlarını, çiçeklerin bakımını ve merak ettiğiniz soruların cevaplarını, kimbilir........
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Bahçem İle Bir Başlangıç
18/10/2006 -Kategori: Bitki
Çocukluğumdan beri doğayı, çiçekleri, ağaçları ve toprağı hep sevmişimdir. Bunda anne ve babamın etkisi çoktur. Annem evde daima saksıları olan, yazlıkta sarmaşıklar, saksıda yaz çiçekleri yetiştiren biriydi. Ve babam işi gereği gittiği her tepeden, her dağdan çiçek toplayıp kurutan, onlardan yoğun işine rağmen tablolar yapan biriydi. Çiçek tabloları yapmayı bana da öğretmişti. Ortaokulda odamın duvarlarına popstarların resimleri yerine kuru çiçek arajmanları asardım. Üniversite sınav tercihlerime peyzaj mimarisini de yazdım ama bizim zamanımızda peyzaj mimarisi pek favori bir bölüm değildi. Sonra aradan zaman geçti kendi evim oldu, ilk evim Samsundaydı ve Samsunda çiçek yetiştirmek çok kolaydı. Küçük bir tohumu bir çerçeveye sıkıştırsanız bir hafta sonra yeşerirdi. İlk hevesimi evde saksı çiçekleri yetiştirerek aldım, eşim bazen şikayetçi olurdu, evdeki saksılardan kendisine yer kalmayacağını söylerdi ve 60-70 saksının bakımı da kolay değildi! Bu dönemde annemler Kırıkkale’de bir bağı hobi olarak işlemeye başladıkları için biraraya geldikçe sera geziyor ve bahçecilik üzerine sohbet ediyorduk. Zaman hızla akıp geçti ve 37 yaşında bahçeli bir eve geçtim. Bu arada annemlerin bağı cennet olmuştu ve ben daha yeni evimize taşınmadan bahçeye neler yapacağımı düşünüyordum. Daha eve taşınmadan çamlar, çalılar diktim bahçeye, duvar kenarlarına mazıdan sınır yaptım, her metre karesi ile kendim uğraştım. Bugün Tüm bu yıllar boyunca bahçeyle ilgili ne buldumsa okumaya çalıştım, köylülerden öğrendiklerimi not aldım, bahçevanları yakaladıkça sordum, ve internette inanılmaz siteler bularak bilgimi arttırdım. Ama bu çok yorucu ve hobi için uğraştığınız bir bahçede insana zaman kaybettirici bir yoldu. Elimin altında kolay anlayabileceğim, kolayca uygulayabileceğim bir kaynak olmasını isterdim. Oysa Türkiye de ziraat fakülteleri ders kitapları, asistan tezleri, Tarım bakanlığı el broşürleri ve 3-4 tane salon süs bitkisini anlatan kitaptan başka kayda değer bahçecilikle ilgili kaynak yoktu. Bir gün eşim yurtdışından “Gardening Through Year” adında bir kitap getirdi ve bu kitabı aldığı kitapçıda buna benzer yüzlerce kitap olduğunu söyledi. 39 yaşında Londra’ya kısa bir ziyarette bu kitapçıları gezme fırsatım oldu ve gözlerime inanamadım. O gün, hobi olarak bahçecilikle ilgilenen insanlar için türkçe bir kitap yazmaya karar verdim. Ama kitap yazmak kolay iş değil, birikim gerekli, araştırmak gerekli. Tam bu sıralarada Hümeyra Hanımın web sayfasını keşfettim (bkz. bağlantılar gizlibahçe), düşündüğüm pek çok şeyi bir web sayfasına aktarmaktaydı. Bende bu blog sayfasını hazırlamaya başladım. Bu yanlızca bir başlangıç, nereden başladığını bilmediğim ve neyreye gideceğini de kestiremediğim bir başlangıç...Bahçem, bitkilerim ve yaşamım ile birlikte büyüsün istediğim bir başlangıç......
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı


