TEMA-Vehbi Koç Doğa ve Kültür Merkezi

27/10/2008




İstanbul boğazını seyredecek en iyi nokta neresidir?

Bu soruyu bilinçli olarak hiç sormamıştım kendime ta ki Kavacık Otağtepe deki TEMA-Vehbi Koç Doğa Kültür Merkezi’ni görene kadar.



İster TEM otoyolundan, ister sahilden gidin, önce ana kapıya geleceksiniz, kişi başı 1 YTL verdikten sonra güzel olduğunu düşüneceğiniz bir bahçeye gireceksiniz. Önce sağa sola, Vehbi Koç’un  büstüne bakacak, yeşilliğe ve düzene bayılacaksınız ama biraz daha ilerlediğinizde acele ettiğiniz fark edeceksiniz, çünkü önce dev bir Türk Bayrağı sonra  Fatih Sultan Mehmet Köprüsünün dev ayağı ve aniden karşınıza çıkan İstanbul boğazı….Bu andan sonra inanamayacaksınız gözlerinize…

 Solda 1.köprü, karşıda  Rumeli Hisarı, sağda alabildiğine boğaz… Tekneler, vapurlar,  şilepler tam elinizin altından geçecek, uzansanız tutacaksınız sanki…

 

Bu “doğa merkezi”nde yiyecek içecek yok, sadece siz, boğaz ve güzellikler var. Ne düşüneceğinizi bile şaşırtacak kadar nefesiniz tutulacak….

 Sadece İstanbul Boğaz mı,  hayır çok da güzel bir bitki koleksiyonu var. Her kenarda bir teras, her köşede bir grup ağaç, çalı, çiçek vs.. vs…

 Gidin görün derim, mutlaka ve mutlaka… Pazar sabahlarınızın vazgeçilmezi olacak….Elinizde termosunuz, çantanızda börekleriniz, sabah kahvaltısına bir de manzarayı katık ettiniz mi ömrünüze ömür katılacak….


 

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Gökdelenlerin Ortasında Bir Cennet: NGBB

19/9/2008 -Kategori: Bitki

                                                                 
Bundan 10 yıl kadar önce İstanbul'dan Ankara'ya gitmek için bindiğim otobüs şirketinin yolu üzerinde bir levha gördüm, "Nezahat Gökyiğit Bahçesi" . Sonra bu bahçeye ait bir yazı okudum ve Nihat Gökyiğit'in doğayı bahçeyi çok seven eşinin anısına otoyolun ortasındaki çorak alanı yeşillendirdiğini öğrendim. O zaman çok özenmiştim buna.
           
3-4 yıl önce  aynı bahçenin  2002 yılında  botanik bahçesi olduğunu, çeşitli projelerle ve Bağbahçe dergisi ile geliştiğini internette keşfettim. Tabii  bir meraklı olarak dergiye de abone  oldum.                                                                                                                                            

Temuzda İstanbul'a  taşındığımızda  İstanbul ile ilgili planlarımın arasında bu bahçeye bir ziyaret vardı. Ama son iki ayda bahçeme olan özlemim beni NGBB de gönüllü olmaya itti. Şimdi yıllardır izlediğim bu bahçenin  bir parçası olma şansım var. 

Birkaç haftadır kısa sürelerle de olsa gitmeye çalışıyorum. Orada  çalışanlarla tanışıyor, verilen işleri yapıyorum. Bazen "saklı bahçe" deoturup doğayı dinliyorum. Bahçeme özelemimi giderirken, ellerim toprakda oluyor ve bunu çok seviyorum. 

Bahçe işi zzor zanaat, elinzin hep üzerinde olması gerekir. NGBB'de pek çok profesyonel çalışıyor, bilimsel ve toplumsal projeleri var. Hepsi de  doğa sevgisine ve onu korumaya, anlatmaya yönelik projeler. 

İstanbul da yaşayın yada uzakta olun farketmez ama yolunuz karadan yada internetten  bu bahçeye düşerse kendinize yakın bulşacağınız, severek, öğrenerek doğaya yakın hissedeceğiniz  pek çok şey olduğunu göreceksiniz.
    www.ngbb.gen.tr
Telefon: +90 216 4564437

 





Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Yeniden burada...

18/9/2008 -Kategori: Yasam


Neredeyse bir yıldır blog sayfama  hiçbirşey yazmamışım ama mazeretim vardı! Son yazımı yazıp bitirdikten bir süre sonra  ailecek hayatımızda bir değişiklik yapma kararı aldık. 14 yıldır yaşadığımız şehirden, üniversiteden, dostlardan, evimizden-bahçemizden ayrılıp bir başka şehre yerleşmek! İnsanlık için küçük ama bizim için büyük bir adım dı!!!

Uzun zorlu bir süreç oldu bu değişim. Bazen yıldık bile, bazense zorluklarla kamçılandık, daha da heveslendik. Nihayetinde tam iki ay önce  İstanbul’a geldik ve yerleştik. Neresinde miyiz? Kalmışda, anadolu yakasında, denize yürüme mesafesinde bir sokaktayız...

Küçük ama sıcak, kendinizi özel ve güvende hissettiren, kolaylıklarla dolu bir şehirden, 4000 yıllık tarihi belgelenmiş, görmemiş olanlar için bir muamma, görenlerin aşık olduğu vazgeçemediği, iki kıtayı birleştiren, size merakınızı devamlı dürten bir ürküntü veren İstanbul’a geldik işte...Denizi, martısı, vapurları, camileri, yedi tepesi ile bizi bekliyomuydu anlayamadık ama şimdilik bağrına basmadıysa da reddetmedi de!

Aslında ben bu şehre aşinayım. İlk 1 yaşında  büyüklerin ellerini öpmek için getirilmişim. Babam bu şehirde yetiştiği ve çok sevdiği, annemin akrabalarının  bolluğu nedeni ile heryıl düzenli olarak ziyaret ettik, seksenlerin oratlarında Emirganda iki yıl yaşamışlığımız bile vardır. Eski İstanbulu yoluyla, hikayeleri, çeşmesi, sarayı, vapuru, adası ile az buçuk iddiasızca bilirim. Ama yeni İstanbul’u, değişmiş İstanbul’u???

Şimdilerde bildiklerimi yeniden gezerek, arayarak alışmaya çalışıyorum bu şehre. Bu şehir bana bir güç veriyor. Onca yozlaşmaya rağmen hala ayakta, hala dimdik ve  vakurlu..

Peki ya bu değişimin bir parçası olan geride kalanlar? Geride kalanları konuşmak  çok zor. Yaşayanın anlayacağı birşey bu! İlk bıraktığım ve hasreti içime düşen bahçem; Her yaprağını dalını, çiçeğini ezbere bildiğim, solanlarla solduğum, açanlarla yeniden yeşerdiğim, canlandığım, bana elindekini cömertçe sunan bahçem... O bensiz öksüz müdür bilemiyorum ama doğa bu, öyle dirayetli ve dirençli ki! Peki ya ben?..

Sonra dostları bıraktım geride, alışılması en zor olan bu. Yenisini yerine koyamayacağım, neşeyi kederi ancak kısıtlı telefonlarla konuşabileceğim, bu nedenle de  bir türlü hasreti bitmeyecek dostluklar...Biliyorum her  fırsatta her görüşmede kaldığı yerden  devam edecek ama yinede elimin altında yokladığımda her seferinde kayıp duygusunu yaşayacağım dostluklar...

Öğrenciler ve keyifle anlatılan dersler de bıraktım geride. Gençlikleri ile beni  gençleştiren, içime yaşama sevinci dolduran, herşeyi bilip de hala size ablaları, anneleri, hocalarıymışsınız gibi ihtiyaç duyan ama bunu asla açıkça belli etmeyen öğrenciler. Sizin adam olacaklarını çok iyi bildiğiniz ama onlar bunu bilmediği için, onların geleceği bilmeyen kaygılı hallerine için için güldüğünüz öğrenciler...

Yeni karşılaşmalar ve  geride bıraktıklarımız ile özet bukadar, işte  bir yıla yakındır yazamayışımın da mazereti buydu, umarım bu mazeret yeterli olacaktır ve aileme ve bana sağlıklı, huzurlu, mutlu günler getirecektir...

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Atatürk Arboretum'unu Gezdim....

27/11/2007 -Kategori: Bitki

 

          Bu hafta sevgili kzım Poyzan Nur'un yanında İstanbul'daydım. Anne kız hasret giderdik biraz. Poyzan Nur'un okulda olduğu saatlerde ben de çoksevdiğim İstanbul'un değişik yerlerini gezdim. Bunlardan biri de Atatürk arboretumu'ydu.

Arberotum kısaca canlı ağaç müzesi demek. Avrupa ve Amerika da  özellikle orman fakültelerine  ve bazende  şehre  ait arboretumlar görmeniz mümkün ama Türkiyede bilinen iki arboretum var biri İstanbul da Atatütk arboretumu, diğeri ise  daha meşhur olan Karaca Arboretumu. Ben henüz Karaca arboretumunu göremedim ama bir gün mutlaka göreceğim....

 

 

Atatürk arboretumu 1949 yılında İstanbul Üniversitesi Orman fakültesi bünyesinde kuruluyor.  Web sayfalarında detaylı bir tarihçe ve arboretum hakkında bilgi  vermişler... http://sedir.orman.istanbul.edu.tr/node/16

 

 Sonbaharın bütün güzelliği bahçeye yayılmıştı, gezmekten büyük keyif aldım, yapraklar dökülmüştü ama ağaçların bu halide çok güzel geldi bana..

 

 

Hele bazılarının renkleri inanılmazdı....

 

Sonra bahçe sürprizlerle doluydu......

Özellikle ağaç türleri ile ilgilenenlere Atatürk arboretumunu gezmelerini  şiddetle tavsiye ederim. Bence doğa, yeşil seven herkes için inanılmaz bir yer.

Şimdiki plansa bu güzel bahçeyi mayıs ve tammuzda gezerek  şimdilerde çığlak kalmış ağaç ve toprağı rengarenkken görmek....

Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Bahçemden Çiçekler

15/10/2007 -Kategori: Bitki

Merhabalar,

 

Uzun zamandır hiç ilgilenemedim blog syafamla... Uzun zamn önce BOBİT (boğaziçi Bilgi Topluluğu) için bir yzaı istemişlerdi ama web sayfaları aktiflenmiyor bu nedenle onlar için yazdığım bir yazımı sizlerle paylaşmak istedim. Yanlız çiçek fotoğraflarımı yüklemeyi başaramıyorum, paragraf aralarında gördüğünüz linke tıklarsanız fotoğraflar gelecektir........

 

İnternet üzerinde bahçecilik üzerine hazırladığım blog sayfasına yazdığı  merhaba” ile tanıştım Nurçin’ le. Yazışmalarımız sonunda bir de baktım kendimi BOBİT için bahçemin çiçekleri üzerine bir yazı hazırlıyorum. Umarım bu buluşma hali uzun süre devam eder…

Bu ilk yazıda sizlerle bahçemde yetiştirdiğim bazı çiçeklerin resimlerini ve onlar hakkında araştırıp bulabildiğim birkaç şeyi paylaşmak istiyorum.

Bunlardan ilki “ters lale”. Doğu Anadolu dağları ve İran’ın komşuluğunda olan yüksek kısımlarda doğal ve endemik olarak yetişen soğanlı bir çiçektir. Son yıllarda yurtdışına çıkışı kontrol altına alınmış olsa da zamanında yurtdışına bolca götürülmüş ve Hollanda ve İngiltere gibi ülkelerde hibrit türleri bile üretilmeye başlanmıştır. Fritillaria cinsine ait ve pek çok alt türü olan bir çiçektir. Yurdumuzda da çeşitli yörelerde 12 ayrı türünü bulmak mümkündür. Laleye benzeyen, bir dalın üzerinde 5-6 adet çiçeğin ters dönmüş görünümü nedeni ile “ters lale” adını almıştır. Ancak Doğu Anadolu bölgemizde “ağlayan gelin; Şemdinli lalesi” adları ile de anılmaktadır. Yurt dışında ise adı “crown impera: kral tacı” olarak geçmektedir.

http://www.negatif.com/fotolar/767/14767/c6d468c5a3155c0885dc3ba84dad0b2d.jpg

           Boyu doğal yetiştiği yerlerde 50- 70 cm’ i bulabilmektedir ama benim gibi batıda, Denizli’de yetiştirmeye kalkarsanız 40 cm’ i zor bulursunuz, yine de biraz küçük de olsa görkemli çiçeklerini mart sonu-nisan başında keyifle izleyebilirsiniz. Sonbaharda derine dikilmesi gereken soğanlar  çok pis kokar, biri size tanımadığınız bir çiçek soğanını ters lale diye satmak isterse koklamanız  hatta kötü kokusu nedeniyle koklayamamanız yeterlidir.

 

           Sırada “dalya” var. Latince  adı olan “dahlia” dan  dilimize dalya diye geçirmişiz ama “yıldız çiçeği” diye tanıyanlar da çoktur. Bu çiçeğin bodur türleri son yıllarda fide satan yerlerde bolca görülmekte, uzun boylu, iri çiçekleri olanları ise yüzyıllardır Türk bahçelerinin klasiği. Hangi  rengini isterseniz bulabilirsiniz mavi hariç!!!! Üretilmesi ister tohumdan, ister fideden isterseniz soğanların bölünmesi ile olsun çok kolaydır. Dalyalar güneşi ve suyu sever, haziran ortasından kasıma kadar çiçek açarlar.

http://www.negatif.com/fotolar/767/14767/593f3ae7498db9cf1855eed72b45f852.jpg

Ilıman iklimlerde (Ege, Akdeniz gibi) soğanlarını topraktan çıkarmaya gerek yoktur ama İç Anadolu ve Doğu Anadolu gibi çetin kışı olan bölgelerde ve Karadeniz gibi nemli topraklı yerlerde soğanlar topraktan çıkarılıp kuru ve serin bir yerde korunmalı, mart sonu gibi yeniden toprağa ekilmelidir. Soğanları ince uzun patatese benzer ve birden fazla sayıdadır. Çekinmeden yetiştirin, korkmayın çok dayanıklıdır.       

 

Bunlar da “süsen”lerim, Latince adları ile “iris”lerim,

http://www.negatif.com/fotolar/767/14767/317f6521db95a51c106d0ebd3cce3430.jpg

           İris Yunan Mitolojisi’ nde “cennetin habercisi” olan Zeus’un yardımcılarından biridir. Bu haberci Zeus’un ve diğer tanrıların haberlerini gökkuşağından inerek insanlara iletirmiş, rivayet bu! Süsenler sıcağa, soğuğa, kuraklığa, suya yani her şarta dayanıklıdırlar. Bu nedenle mezarlıklara sıkça ekilirler, su bahçelerinin de vazgeçilmez öğelerindendirler. Ben süsenleri mayıs ayının ilk çiçeklerinden oldukları için severim, bir de hafif ama baş döndürücü kokuları nedeni ile… Ülkemizde bir kısmı endemik olan belki yirmiye yakın türü vardır. Benim bahçemde ise 9 ayrı rengi var, baharda sabahları toplayıp onları vazoya koydum mu evimin odalarının havası değişiverir birden…

           Osmanlı çileğini duydunuz mu hiç? İşte size küçük bir sepette, mis kokulu Osmanlı Çilek’ i, namı diğer Ereğli Çileği. Karadeniz Ereğlisi’ nde yetişen, olgunları pembe renkli ve  bir avucunun kokusu bile kocaman bir odayı anında sarabilecek  nitelikte, reçelinin tadına doyum olmayan  o muhteşem çilekler…Annemden bir kök almıştım, şimdi 10 metrekarelik bir tarlam (!) var, her yıl da bir kavanoz reçelim!... Baharda beklerim dalından yemeniz için…  

  http://www.negatif.com/fotolar/767/14767/ba6af166290e77e047db250992c6785b.jpg

 

            İstanbul’da yaşayanlar Belgrad Ormanları’na pikniğe, yürüyüşe, gezmeye gitmişlerdir mutlaka. Ama acaba ilk karlar yağdıktan sonra, ocak sonu, şubat başında kardelenler açtığında gittiniz mi hiç? İşte bu kardelenler 2002 Yılı’nın şubatında Belgrad Ormanları’ndan 4 küçük soğanlı çiçek olarak geldiler ve benim bahçemdeki yerlerini aldılar. Her yıl onların açışlarını heyecanla seyrederim, o keskin soğukta, soğuğa hiç aldırmadan, karları hafifçe, kendi ısıları ile eriterek baş verirler beyaz örtünün içinden.   

 http://www.negatif.com/fotolar/767/14767/8ffde970bd9a5303ffdd7482615e9d21.jpg

            Kardelenler de soğanlı bitkiler grubundandır ama üretmek isterseniz ya da ormandan iki tane alıp bahçeye taşıyayım derseniz küçük bir püf noktasını hatırlamalısınız; kardelenler diğer soğanlı bitkilerden farklı olarak çiçekleri geçtikten sonra yeşil yaprakları ile birlikte soğanı çıkarılarak başka mekânlara taşınabilirler.

             Şimdi aşağıdaki fotoğrafa bakalım! Bu benim favorilerimden ama benzerliği yanıltmasın o bir kardelen değil. Yine soğanlı bir çiçek, adı Leocojum…Nasıl da narin ve boynu bükük değil mi? Ama çok dayanıklıdır aslında. Soğanını çıkarmanıza hiç gerek yok, olduğu yerde her yıl güçlenerek, yeniden açar durur…

http://www.negatif.com/fotolar/767/14767/93bea5d7d23c904b9e06f54eff0982eb.jpg

 

            Ve işte aşağıda bir devre adını veren laleler! Osmanlının gözdesi, yeniden kıymeti anlaşılan ama ününü çoktan Hollandalılara kaptırdığımız bir değerimiz. Endemik olarak pek çok çeşidini barındırıyor ülkemiz. Ben bahçeme Konya’ da üretim yapan bir üreticiden alıyorum lalelerimi. Reklâmdan saymazsanız adını vermek isterim: www.asyalale.com.tr laleleri asıl memleketine geri getirmek için çok iddialılar. Laleler soğanlı bitkilerin en bilinenidir. Sonbaharda havalar serinleyince ekilmeleri uygundur, her soğanı kendisinin 2-3 katı derinliğe ekmelisiniz ama sakın üzerine sıkı bastırmayın. Çiçekleri geçtikten sonra yapraklar sarana kadar sulamaya devam ederek bekleyin ve sonra topraktan çıkarıp, serin, kuru, loş bir yerde sonbahara kadar bekletin ve hadi yeniden başlatın döngüyü..http://www.negatif.com/fotolar/767/14767/d2f3b9789ce1d3381046f8f4933dd792.jpg

 

            Bahçemde daha pek çok çiçek var ama dilerseniz clematislerden, zambaklardan, güllerden, nergis ve sümbüllerden bir daha ki sefere bahsedelim.

            Sizlere “wisteria” ile hoşçakalın demek isterim. Görünce hemen “Mor salkım” diye bileceksiniz onu. Son derece arsız bir sarmaşıktır, baharda önce çiçekleri açar ve kışın ölgünlüğünü üzerinizden atmanız için hafif kokusu ile içinize dolar.

 

Her mevsim açan bir çiçeğiniz olması dileğiyle…

 

Melike Şahiner


 

                         

Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Sepette Sümbüller

25/1/2007 -Kategori: Bitki

Bir önceki yazımda erkenci sümbüllerden bahsetmiştim, son fotoğrafta da sepetteki sümbülleri yollamıştım sizlere. İşte onların  açmış halleri, fotoğraf yönleri pek iyi değil ama umarım hoşunuza gider....

Bu da tepeden görünüşleri....

Toprağın üzerini cam boncuklarla malçladım(!). Hem toprak nemini korudu, hemde  hoş bir görüntü oldu....

 

Yorum (11) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Kış başında evde açan sümbüller......

11/1/2007 -Kategori: Bitki

 

Sümbül soğanlı bitkilerden, hyacintus latince adı ile anılan mis kokulu ,baharın erken dönemlerinde  açan soğuk zamanların sıcak çiçeğidir. Ülkemizde endemik olarak yabani yetişen pek çok türünün yanısıra Osmanlı döneminde özel yetiştirilmiş cinsleri de mevcuttur. Ancak Lale devrinin bitmesi ile bu güzel çiçeği Avrupalı yetiştiricilere kaptırmışızdır ve şimdi  envai çeşit hibritlerini onlar yetiştirir biz satın alırız!

Bunları bir kenara bırakırsak ve yaşamımıza bir  çeşni katmak istersek eğer sizlerde kış başında evinizde kendiniz  mis kokulu sümbüller yetiştirebilirsiniz. Bu nasıl olacak demeyin son derece kolaydır. Bu tip sümbül yetiştiriciliğine  “erkenci sümbül yetiştiriciliği” yada “sümbül şaşırtma” denilir.

Kasım ayında büyük marketlerin bahçe reyonlarında, İstanbul çiçek pazarında, internetteki çiçekçilik web sitelerinde soğanlı bitkilerin satışı başlar. İşte bu  dönemde size uyan bir yerden  dilediğiniz sayıda sağlıklı, yarası , üzerinde küfü olmayan, elinize aldığınızda hafif bastırdığınızda sıkı, sert soğanlardan seçin. Tercihen birkaç değişik renk almaya çalışın.

Osmanlı döneminde bu tip yetiştiricilik için “sümbül vazoları” satılırmış . Ama şimdi  bu isimle sordunuz mu zücaciyecide size  öyle bakıp, “o da ne” derler….Bu nedenle siz altta görülenlere benzer alt kısmı  şişkince, boğazı dar vazolar bulmaya çalışın. En kolayı burada fotoğrafı yok ama Paşabahçe mağazalarında “şarap sürahisi” diye satılan 0.5, 1 litrelik sürahilerden alabilirsin, son derece ucuz ve kullanışlılar.

      

 

Vazonuzu ve soğanlarınızı aldıktan sonra vazonuzun içine temiz, içme suyunuzdan doldurun. Vazonun boğazına kadar doldurduğunuz suyun vazo üst bölmesine yerleştirdiğiniz sümbül soğanının alt kısmına  değmemesine ama arada da çok  fazla mesafe kalmamasına dikkat edin. En ideali su ile soğanın alt kısmı arasında 3 mm (çok küçük bir mesafe olduğuna dikkatinizi çekmek isterim) boşluk bırakmaktır. Soğanı oturturken elinizle hafif bastırın ki oturduğu yerin etrafında  fazla boşluk kalmasın ve  kolayca yerinden oynamasın.
                                                                                                                                                         

     

Şimdi  vazonuzu karanlık, serin bir yere bırakın. Arada kontrol ederek 6-8 hafta bekletin. Bu süre  koyduğunuz yerin karanlık oranı ve  sıcaklığına bağlı olarak değişebilir, ama kontrol kriterleriniz  köklerin oluşması, soğanın beyaz, güçlü bir filiz vermeye başlamasıdır. Filiz boyu 3-4 cm olduğunda sümbülünüzü  ışıklı bir pencere önüne terfi ettirin. Bu dönemde  ve  çiçeklenme  döneminde vazoya  su eklemenize gerek yoktur. Su seviyesinin çok da değişmediğini göreceksiniz. Eğer su eksilirse,soğanı fazla yerinden oynatmamaya çalışarak, kenardan  biraz ilave yapabilirsiniz.

 

Sümbül soğanının gelişimi;   

 

 

                             

 Nihayet salonunuzda mis kokulu sümbülleriniz açacaktır hem de dışarıda ayaz, kar kış varken.

                        

Bir alternatifinizde alçak bir sepet yada saksı , yada porselen kap içine toprak  doldurup, sümbül soğanlarının 0.5-1 cm lik kısmı toprak dışında kalacak şekilde ekmeniz ve nemi koruyacak kadar düzenli sulamalar yaparak  erkenci sümbüller yetiştirmenizdir.

 

 

Bu yöntemlerle yetiştireceğiniz sümbüller sizi bir kış boyunca oyalayacak ve sonunda bir aya yakın bir zaman  çiçeğini izleme şansı verecektir. Çiçek solmaya başlayınca keskin bir bıçakla çiçek sapının dibinden kesin, ben  solan çiçekleri  az miktarda suya koyup kendi rengi ile kurumasını bekliyorum ve bir süre daha kuru çiçek olarak küçük bir vazoda  evimi renklendiriyorum.

Çiçeği geçen  sümbülü pencere önündeki yerinde bir süre daha bekletmelisiniz, yapraklar saradığında, vazodan alın, kökleri soğanın dibini zedelemeden 3-4 mm kalacak kadar  kesin ve kuru serin bir yerde  saklayın. Aslında bu soğanlar çok nadiren ertesi yılda çiçek veririler bu nedenle mümkünse tavsiyem çiçeği geçen osğanı bahçeye yada derince bir saksıya gömülüp, hava soğuk bile olsa dış ortamda kalan ömrünü geçirmesini sağlamaktır, ve emin olun  bunu yaparsanız gelecek yıl bu kez ektiğiniz yerde yeni bir sümbül açacaktır. 

 

Sümbül kokulu günler dileklerimle, güle güle yetiştirin……

Yorum (14) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

KIŞ

26/12/2006 -Kategori: Yasam

Kış geldi geliyor derken, haberi geldi. Önümüzdeki günlerde "sibirya soğukları" geliyor. Eşimle kafamız karıştı, bu soğuklar sibiryadan mı geliyor yoksa  tıpkı sibiryadakine benzer bir soğuk mu geliyor? Güzel tükçemiz! Çıkamadık işin içinden.....

Öyle yada böyle  bahara varma umutlarını zaman zaman körelten, tüm diğer mevsimlerden çok daha fazla hayatın sonunu hatırlatan bir mevsim kış. Yaşamın ve zamanın durduğu, hiç sonu gelmeyecekmiş gibi ucsuz bucaksız bir mevsim.....

Uçsuz bucaksız olmasına öyle de ama ya  o baharın solgun kahverengisini gözkamaştıran bir beyaza bürümesine nedersiniz? Doğanın gelinlik giydiği, umudunu bahara bağladığı, tazecik bir gelin gibi titrediği, titrettiği bir mevsim.....

Bizim bahçeyede senede bir kar yağar. Denizli ayaza vurduğunda, şehir baca dumanından karardığında bizim dağa kar yağar.....Öyle bir kar ki hükmü sadece bir haftadır ama bizi Denizli'den ayırır, şehre indiğimizde " bizim orada kar var, buralar kuru ayaz mı?" sorusunu büyük bir keyifle sordurtur. İşe geç gitmemize bahane olur. Akşamları evde,  şehirdekiler kıskansın (!), kestane pişirir, birbirimize sokulur keyif yaparız....Köpeğimiz dost sevinçten çıldırır. Atasının toprağında 8 ay yerden kalkmayan kar nihayet yağmıştır, içinde bir yerlerde bilir bu onun havasıdır.... Yağan karın altında bir o yana bir bu yana koşar durur.

Bizim keyfimiz yerindedir ama  bir Ankaralı olarak yağan karı seyretmeyi de, altında yürümeyi de çok sevsem bile hep içim burulur. Ya sıcak bir eve giremeyecek olanlar, ya evi olupta  ısıtacak odunu olamayanlar.... İşte bu kışın  hiçbir mevsimde olmayan en hain yüzüdür. Kalan sağlar bizimdir der doğa bu mevsimi ile, karıncaya geçit verir ama  çekirgeye acımaz, zayıfı yutar gider......

Önümüz bayram, kışın en  soğuk günlerini bayramla birlikte karşılayacağa benziyoruz. Bu günler aklımızı kullanıp, o beyaz gelinlik giyerek pusuda bekleyen kışa inat birlikte ısınmanın, ısıtmanın zamanı. Komşumuza, yetimimize, açta açıktakine yardım etmenin, soğuğun farkında olup sıcak  bir el uzatmanın zamanı. Hemde her mevsimdekinden daha çok....... 

Sıcacık yuvanızda, sıcacık kalbinizle mutlu, huzurlu bir bayram geçirmeniz dileğiyle...

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

kutlama

26/12/2006 -Kategori: Yasam

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Yalancı Bahar

18/12/2006 -Kategori: Yasam

       Kışı beklerken baharla karşılaştık. Şubatta, martta güzel havalara aldanan  ağaçlar bu yıl aralıkta aldandılar. Bu demektir ki seneye bazı meyveleri yiyemiyeceğiz....

       Calendula'lar (üstteki, sarı çiçek) ılıman iklimlerde dayanıklı arsız çiçeklerdir. Parlak sarı, kavuniçi renkleri ile  uzun çiçeklenme dönemine sahiplerdir. Kışın eğer korunaklı bir yerdelerse donmazlar bile, ama ben aralıkta açtıklarını ilk kez görüyorum.....

Alttaki ise mürdüm eriğinin çiçeği, önüne birde elma ağacının filizi gelmiş....Ne yanılgı, aralığın 10'unda açmak...Burada yanlızca iki-üç çiçeğini görüyorsunuz ama ağacın üzeri pıtırak gibi çiçek dolu, gitti bizim güzelim mürdümler....

        Zamansız öten horozu keserlermiş, eh zamansız açan ağacı da kesecek değiliz ya! Ama düşünmeliyiz galiba, neden bu ağaçlar, çiçekler kışın ortasında açmaya başladı, kış kışlıktan ne zaman çıktıda baharı hatırlatır oldu? Keşke cafcaflı sözler bilse idim, küresel ısınma, ozon delinmesi vs.. gibi belki dikkati çeker birşeyler yazabilirdim, yada  çok anlamlı görünen. Ama bilmiyorum ne yazıkki. Bildiğim tek şey insanoğlu doğa ile birlikte değilde doğa karşın yaşamaya çalışma felsefesinde. Galiba bizim bahçedeki mürdüm eriği gibi en büyük yanılgımız burada, çiçeğimiz açtı yaşasın derken bir bakacağız kara kış karşımızda ve biz önümüzdeki bahar çiçek açamadan, yaza meyvesiz gireceğiz, gelecek kuşaklara aktaracak bir döl bile bulamayacağız.....Düşünmek lazım, dikkatlice düşünmek......

 

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
« Önceki -

Bahçe,Doğa ve Yaşam

Son Yazılarım

Arkadaşlarım

Kategorilerim

Bağlantılarım

Designed by In Obscuro